ifksan  
 
 
 
 
    

İletişim
Lederambachtstraat 168
1069 HK Amsterdam - NL
Tel:003120-6196607/0031640766500 cep

Mehr Infos hier...
 

Türkülerimiz     ( Nuri Can)

 


Türküler yüreğimizin dili, başımızın sevda yelidir. Anadır, bacıdır, kardeştir, gurbete gidip dönmeyen oğul, hasret çeken yavukludur, Anadır, Anadolu’dur türküler.

 

 ”İnsanların türküleri kendilerinden güzel/ kendilerinden umutlu/ kendilerinden kederli/ daha uzun ömürlü kendilerinden/ sevdim insanlardan çok türkülerini/ insansız yaşayabildim/ türküsüz hiçbir zaman...”” derken Nazım Hikmet, türküleri övmekle kalmıyor aynı zamanda da yaşıyor.

 

Türküler umuttur, hasrettir, vefadır, dostluktur ve yüreğimizde kıvrım kıvrım dolanan ince bir yoldur sılaya uzanan, gurbet ellerde. Dermandır dermansız kalanlara... Yüreğin gurbetinde büyüyen, özlemleri kor kor, demet demet sunan hasret çiçeğidir. Yüreğimizdeki, sevgi kıpırtılarıdır, sevgi pınarıdır gürül gürül hasrete akan... Yaşama sevincinden tutunda ölüm acısına kadar, vefayı, vefasızlığı, hasreti, sevgiyi, inancı, direnci, aşkı türkülerle dile getirmiş, türkülerle seslenmişiz. İçimizi, acımızı, sevdamızı türkülere dökmüşüz, türkülerle bölüşmüşüz!...

 

Bir damla aşk iksiridir kırık kadehlerde yudumladığımız, bir damla su’dur hayatımızda türküler. Yüreğimizde ateşlerle dağlanan volkanlar kadar dağlayıcı, özlemler kadar sıcak ve yakıcıdır. Aynı zamanda da bahar yelleri gibi serin ve dağbaşında bir pınar kadar ferahlatıcıdır türkülerimiz..

 

 Bakın Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun dizelerine…

 

“Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana südü" gibi candan
Ana südü" gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.

 

Türküler kanatsız kaldığımızda kanadımız, efkarlı olduğumuz ve yalnız kaldığımız gecelerde tesellimiz olmuştur. Sesimizim çıkmadığı yerde sesimiz, nefesimizin kesildiği yerde nefesimiz olmuştur türküler. Bazen toprağa düşen su damlası gibi düşüp yüreklerimize ayrılık ateşini söndürmüş. Bazen yağmur olup bizi vuslatına erdirmiş. Bizim canımız, coğrafyamız, anamız, yarimiz, gurbet ellerde tek teselli kaynağımız olmuş türküler. Memleketin başı dumanlı dağlarından, yemyeşil ovalarından, bağlarından, pınarlarından turnalarla haber beklemiş, seher yelleriyle selam yollamışızdır sevdiklerimize türkü türkü.

 

“Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
Dişisi dişi, erkeği erkek
Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara
Bıçağı bıçak.

Ah bu türküler, köy türküleri
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
Kiminin reyhasından geçilmez
Kimi zehir, kimi zemberek gibi.”

 

Geceleri uzanıp kalınca gurbet yataklarına yorgun ve kimsesiz; Bir türkü nağmesi gelmeyiversin kulağımıza, dumanlanır hemencecik gözlerimiz. İnce ince bir sızı sızar yüreğimize. Türküler damlayan gözyaşlarımızdır yağmurlu gecelerde, yanağımızdan süzülen pınarlardır. Türküleri “Hasret Gültekin” bilip, “Mahsuni”gibi uğurlarken, ardında yolladığımız gözlerimizdir kimsesiz mezarlara. Bilirizki; türküler de, türküleri yakanlar da çoğu zaman kimsesizdir... Yine de en acılı günlerimizde bile bizi terk etmeyen en vefalı sadık dostumuzdur türküler, sevdiğimizdir ele-güne, dosta- düşmana karşı... 

 

“Ah bu türküler, koy türküleri
Olgun bir karpuz gibi yarılır içim
Kan damlar ucundan, mürekkep değil
işte söz, işte ses, işte biçim:

"Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar"
iliklerine kadar işlemiş sızı
Artık iflah olmaz kavak ağacı
Bu türkünün yüreğinde sancı var.”

 

Türküler değil midir? hasret kokan toprak gibi; Emek gibi, ekmek gibi, ter gibi, bir çocuğun elindeki taze somun gibi. Türküler değil midir? dünyanın en muhteşem gelini, en sabırlı anası. Türküler değil midir? Özümüz sözümüz gözümüz yollarda yoldaş olup dağlar denizler aşan bizimle. Anamızın gözünde bir damla yaş olup süzülen, yavuklumuzun yüzünde bir tomurcuk çiçek olup açan. Gurbette hasretimiz, sılada ayrılığımız, karımız, kızımız, oğlumuz. Tek dostumuz, avuntumuz, sırdaşımız bekar odalarında. 

 

Türkülerimiz acılardan damıtılmış gözyaşı, yangınlardan yüreğimize düşmüş madımak, mevsimlerden bahar, vakitlerden akşam; Çiçeklerden gül, figanda bülbül, kuşlardan turnadır... 

 

Bilirizki, türküler baharda ruhumuza işleyen pak nefesler gibidir, yeni yetme sevdalıların dilinden rüzgarlarla savrulan, pınarlarla çoşan... Bilirizki, bülbüllerin gözyaşlarıdır güle kavuşma adına. Bilirizki, bahar yağmurlarında güle kavuşma sevinci gizlidir. Güz yağmurlarında ise bülbüllün gülden ayrılacağının hicranı...

 

Biliriz ki, türküler Anadolu insanının dilden, gönülden söylediği kah ağlayan, kah ağlatan, güldüren, sevindiren duygu dolu gönül sesimizdir. Rüzgar olup şahlanan,  sel olup çoşan, deniz olup dalgalanan yaşama sevincimiz, vefalımız, vefasızımız, aşkımız, sevdamızdır...

 

“Ah bu türküler, köy türküleri
Ne düzeni belli, ne yazanı
Altlarında imza yok ama
içlerinde yürek var

Cennet misali sevişen
Cehennemler gibi dövüşen
Bir çocuk gibi gülüp
Mağaralar gibi inleyen

Nasıl unutur nasıl
Ömründe bir kez olsun
Halk türküsü dinleyen...”

 

 Ve bunca  imkansızlıklara rağmen yine de değerli ozanlarımızla birlikte tarihteki yolculuğunu sürdürmeye devam ediyor. Yolculuğunun Hollanda’daki emekçisi ve adresi ise son kasetiyle hayli ilgi gören Aşık Çağlari’dir. Bunun en önemli etkeni şüphesiz davudi sesi, sazı, seçkin güzel eserleri ve yorumlama biçimidir.

Türkülerimiz dedik, türküler hiç sazsız, sözsüz, ozansız ve Hollanda da yaşayıp da Aşık Çağlari’den söz etmeden olur mu? Bu değerleri biribirinden ayırmak mümkün mü? Hiç türküler Çağlari’siz, Çağlari türküsüz olur mu? Çağlari’nin türküleri kimi dağlardan sel olup gelir, kimi rüzgar olup pınarlara seslenir, kimi hasret olup, aşk olup yüreklerde beslenir ve dinledikçe gönlümüz türküyle dolar... İşte Çağlari’den bir uzun hava...

 

Ağlasın Dağlar

 

Sazım alıp gidem karlı dağlara
Garip anam şimdi ağlasın dağlar
Seherde bir haber salım o yâra
Tarayıp zülfünü bağlasın dağlar
***
Anam ne zor imiş yardan ayrılmak
Sılada sevdiğim ağlasın dağlar
Hayali gözümde hep ırmak ırmak
Zülfü perişanım çağlasın dağlar

 

Nuri Can


 

 


 TÜRKÜ TÜRKÜ ANADOLU’M

 

Anadolu’m adım adım,

Türkü türkü geçtim seni Anadolum

Her yörede başka makam,

Türkü türkü geçtim seniAnadolum Anadolum. 

 

Bozlaklarla baraklarda,

Türkü türkü geçtim seni Anadolum,

Halaylarla ağıtlarda

Türkü türkü geçtim seni Anadolum Anadolum.

 

Edirne'den Ardahan’a,

İçtim seni kana kana Anadolum

Erzurum'da Emrah'larla,

Türkü türkü geçtim seni Anadolum Anadolum.

 

Mevlana'dan Pir Sultan'a,

Karac'oğlan Veysel baba Anadolum

Mahsuni’den kul Çağlar'a,

Türkü türkü geçtim seni Anadolum Anadolum.

 

1995


 TÜRKİYEM

 

Senin sevdandır inan senin sevdan,

Zemheri gibi şu gönlüme yağan.

Dağları boran yaylası gül kokan,

Benim güzel Türkiye’m cennet vatanım...

 

Yaylaların nehir akar içimde,

Ayyıldızın hilâl parlar içimde

Hasretin özlemin yanar içimde

Benim güzel Türkiye’m cennet vatanım...

 

Çağlari’m der hilâl gözlü dilberim

Sensin ümidim sensin hayallerim

Zikreyler cihanda seni dillerim

Benim güzel Türkiye’m cennet vatanım.

 

            (1987)

Beste:Lütfi Peşket


 

BİZ CUMHURİYET’İN ÇOCUKLARIYIZ

 

Zaferler kazanıp destanlar yazan,

(Türküz doğruyuz çalışkanız biz )

Bayrağın rengini alla boyayan,

(Türküz şanlı Türk evlatlarıyız )

 

Başbuğumuz Mustafa Kemal’imiz,

Kazım Karabekir askerlerimiz,

Sancaktardır  ulu dedelerimiz,

(Türküz şanlı Türk evlatlarıyız )

 

Çağlarî’m der, ayyıldızlı bu sancak,

Sönmeyecek Hilâl hep parlayacak,

Kıyamete kadar yıkılmayacak,

(Türküz şanlı Türk evlatlarıyız )

 

            (nakarat)

(Türküz doğruyuz çalışkanız biz )

(Türküz şanlı Türk evlatlarıyız )

( Müslüman layık demokrat milletiz )

(Biz Cumhuriyetin çocuklarıyız )

 

      (1998)Beste:Lütfi Peşket


 

MORCALI  DERELERİ

 

Morcalı dereleri akıp gider sarınca

İçinde yar sevmedim şöyle selvi boyluca

İstedim vermiyorlar bulmayasıca koca

Ay hanım ayşe hanım nolacak benim halım ?

İstedim vermiyorlar al bohcanı kaçalım..

 

Morcalı yaylaları yamaçtadır yamaçta

İçinden yar sevmedim şöyle küçük yaşlar

Bu nasıl sevda böyle akıl koymadı başta

Ay hanım ayşe hanım sevdiceğim sultanım.

İstiyom vermiyorlar al bohcanı kaçalım.

 

             (2002)


 

LARENDE

Nice Erler konup göçtü bu handan,
Erenlerin diyarıdır Larende...
Ben Yunus’u başka yerde aramam.
Yarenlerin diyarıdır Larende...

Ahi Evran,Hacı Bektaş Veli’ye
Medhi Baba Tabtuk Emre indinde
Kim olursan ol gel Üstad nezninde
Evliyalar diyarıdır Larende...
 
Aşranlılar,kenzilerin yanında
Piri Reis,Sallur bey sancağında
Mehmet beyim lisan aşina onda
Sormaya ne hacet iki cihanda.
Embiyalar diyarıdır Larende.
 
1996
Aşık Mevlevi Nuri Uzun

Beste:Âşık Çağlarî


  
ALLAH AŞKINA

 

Hayli zaman oldu yar yar ayrı düşeli,

Dön gel kavuşalım dön gel Allah aşkına.

Hasretinle oldum ey yar divane deli,

Dön gel kavuşalım dön gel Allah aşkına.

 

Dört mevsim boranda karda kara kıştayım,

Eller al bağlamış ey yar bense yastayım.

Hasretinle verem oldum onmaz hastayım,

Dön gel kavuşalım dön gel Allah aşkına.

 

Merhamet kıl n’olur  n’olur çeşmim yaşına!

Zülüflerin yağlı urgan eyle başıma.

Baykuşlar tünedi ey yar gönül köşküme,

Dön gel kavuşalım dön gel Allah aşkına.

 

 (1998) Beste:Lütfi Peşket


 

HAMDOLSUN

 

Gönül atım girdi dostun bağına,

Çoban oldum ormanına,dağına.

Bir damladan aktık dost ırmağına,

Sel olup çağlayıp aktık hamdolsun...

 

Aşk menendin içip nâra garıldık,

Ne o dosta küsüp yâra darıldık,

Toprak idik takla,takkı yarıldık

İkilik kininden geçtik hamdolsun...

 

Arıyız,uçarız kırmızı gül'e,

Güller nazik ola dertli bülbül'e,

Çağlarî’m der ahvalimiz kâmil'e,

Sual edip açtık açtık hamdolsun.

 

             (1989) Beste:Lütfi Peşket


 

VARAK SENİNLE

 

Gel benim ey deli divane gönlüm,

Bir kavli karara varak seninle...

Eğlenme boş yere yadda yabanda,

Gurbetten sılaya varak seninle...

 

Hülyalara dalıp gidek başbaşa,

Muhabbet bağına varak seninle...

Aşk cehennem ise girek ataşa,

Gel aşkın nârında yanak seninle...

 

Mutluluğu yudum yudum içelim,

Gel aşkın demine kanak seninle...

Geceyi gündüze katıp geçelim,

Gel aşkı erdeme varak seninle.

 

             (1997)  


 

OLMUYOR SABAHIN GURBET

 

Yollarına düşüp geldim

Karlı dağlar aşıp geldim

Geceler uykumu böldüm

Olmuyor sabahın gurbet...

 

Bülbülüm dargındır güle

Ol garip halim kim bile

Karıştı arzular yele

Olmuyor sabahın gurbet...

 

Çağlarî ayrı yârinden

Gitmez hayali serimden

Öldürdün beni ölmeden

Kılınsın cenazem gurbet.

 

 

(1988) Beste:Sebahattin Öztütüncü


 SEÇEMEZ OLDUM

 

O kara gözlerin yakar sinemi,

Viran ettin güzel gönül hanemi.

Kimseler sormuyor dertli halimi,

Derdimi kimseye açamaz oldum...

 

Sürme çekmiş kaşın halbihal nakış,

Kurban olam güzel o nasıl bakış,

Gönül bağlarımda eser kara kış,

Baharım yazımı seçemez oldum...

 

Çağlarî der güzel sevmişim seni,

Kıyarım canıma almazsam yari,

Yakarım yolunda devri alemi,

Yar aşkına paha biçemez oldum.

 

             (1985) Beste:Lütfi Peşket -Çağlari


 

BİZİ BÖLMEYİN

 

Adem’den Havva’dan geldik cihana,

Biz kardeşiz bizi bizden bölmeyin...

Nedir bu tafralar nedir bahane?

Biz kardeşiz bizi bizden bölmeyin....

 

Yasalar rejimler töreler ile,

Darasız tartısız fireler ile,

Firavun misali hileler ile,

Biz kardeşiz bizi bizden bölmeyin....

 

İnsanın insana dost nedir farkı?

Kim kime ne vermiş alamaz hakkı ?

Sanmayın dört kitap dördü de farklı,

Fikir başka başka  bizi bölmeyin

Biz kardeşiz bizi bizden bölmeyin....

 

             (1995)


 ÇARE GÖNLÜM

 

Bakmadın gönül halına

Kondun bir gülün dalına

Başladı bülbül figana

Oy benim biçare gönlüm...

 

Açtın yelkenim ummana

Koydun hallarım gümana

Büründü başın borana

Oy benim biçare gönlüm...

 

Âşıklık kolay mı sandın

Aşkın deryasına daldın

Sen aşkı mecaz’a yandım

Oy benim biçare gönlüm...

 

Çağlarî’m der deli gönlüm

Çiçek açmaz neden gülün

Zaya geçti koca ömrüm

Oy benim biçare gönlüm.

 

 (1987 ) Beste:Lütfi Peşket


 

ŞAŞKIN ETME BENİ GÖNÜL

Gönül kuşum uçma yüksek

Bir gün ölüm olsa gerek

Hakikat kal daim gerçek

Şaşkın etme beni gönül...

 

Gerçeğe her daim sarıl

Mümin ol kâmile parıl

Cahilsen seç yolun ayrıl

Düşkün etme beni gönül...

 

Mertlik yolun yürü her dem

Giyesin hırkasın bir dem

Bülbül vazgeçer mi gülden

Mihman etme beni gönül...

 

Çağlarî der açma yaram

Bulunmaz yaramız saran

Mevsimlerin boran boran

Duman etme beni gönül.

 

             (1987)


 GARiP GARiP

 

Gizli bir hal oldu,oldu bana erenler,

Yolda yürüdüğüm yollar, hep garip garip  

Hancı sanır neden,neden Pîrim görenler,

Âşıklar sorarlar dosta dil garip garip  

 

Gideyim hana ben yollar,yollar pek ırak,

Çağlayıp akıyor,deli gönlümde Fırat  

Dünya da derler ki  ahlak, ahrette sırat

Ademoğlu döner döner sal garip garip.  

 

Çağlarî der gönül gönül verdim Mevlaya,

Gönül kuşum saldım saldım umman deryaya  

Hakka sarılanlar asla kalmazmış yaya,

Kalbinden kibiri dostum sil garip garip  

 

             (1988)


 TOZAR ELVAN ELVAN

Deli poyraz gibi divane gönlüm,

Tozar elvan elvan savrulur gider...

Bir rüya misali mihmane ömrüm,

Solar elvan elvan an olur gider...

 

Kar çiçeği kır çiçeği istiyor,

Arar elvan elvan yorulur gider...

Her güzele mehil verip kanıyor,

Yanar elvan elvan kül olur gider...

 

Çağlarî’m çağlarım coşar çağlarım,

Ummanı deryaya taşar çağlarım,

Nice olur gönül  naçar hallarım,

Şaşar elvan elvan san olur gider.

 

             (1997)


 SEHER YELİ

 

Her seher her sabah çığrışır kuşlar,

Derdime bir çare hey seher yeli...

Dinmiyor çeşmimde çağlayan yaşlar,

Derdime bir çare hey seher yeli...

 

Hasretim,cananın mahcemaline,

Ulaşmaz ahvalim varmaz yerine,

Tabip kâr eylemez dertli gönlüme,

Derdime bir çare hey seher yeli...

 

Karlı dağlar gibi boranda başım ,

Sevdiceğim dilber hayalim düşüm,

Zehir etti felek ekmeğim aşım,

Derdime bir çare hey seher yeli.

 

 

                (1992)


 SAZIM SAZIM

 

Sazım sazım benim bülbül avazlım,

Ötme garip garip olma sen zalım,

Yadlara demezdim ben arzuhalım,

Destan ettin beni dillere yaydın.

 

 Fa-diezden es-do-re-mi-bemolden

Vurdun beni yaraladın gönülden,

Feyiz'maldın garip dertli bülbülden,

Mestan ettin beni dillere yaydın.

 

             (1994)

GÖNÜL KUŞUM

 

Gönül kuşum havalandın uçarsın,

Uça uça gitsen nere varırsın?

Şu cahil ömrümü gama boğarsın,

Tüne gönül tüne daim engine...

 

Gönül kuşum tüne daim engine,

Meyil etme n’olur çoğa zengine,

Davul bilem vurur dengi dengine,

Tüne gönül tüne daim engine...

 

Çağlari der  gönül senin elinden,

Usandım cihanda aciz dilinden,

İnleyen sazımın paslı telinden,

Tüne gönül tüne daim engine.

 

             (1989) Beste:Lütfi Peşket

 


 SAVAŞ BELASI

 

Bir çocuk ağlıyor nerde anası ?

Sargı tutar mı dost savaş yarası?

Bütün insanlığın gönül duası,

Susmalı silâhlar savaş belası...

 

Dört kitapta bire varır bireyler,

Hoşgörü barışı,sevgiyi yeğler,

Evrensel dünya da akli selimler,

Susmalı silâhlar savaş belası...

 

Sussun bu silâhlar,bitsin savaşlar.

Ölmesin bebeler, masum çocuklar,

Çekilsin ordular, gitsin bu tanklar,

Susmalı silâhlar savaş belası...

 

             (1999)Beste:Lütfi Peşket


 AVŞAR GÜZELİ

Yazılmış kadrime bahtım ezeli,

Gözleri sürmeli avşar güzeli.

Taramış zülfünü okur gazeli,

Gözleri sürmeli avşar güzeli...

 

Melâkedir sanki; pir peri kızı,

Edası başkadır, doyumsuz nazı,

seherde parlayan zühre yıldızı,

Gözleri sürmeli avşar güzeli...

 

Harmanlarda,nadan savurur yele,

İbrişim kuşağı bağlamış bele,

Yanakları al al, benziyor güle,

Gözleri sürmeli avşar güzeli.

 

             (1984)


AHVALİMİZ

 

Karar kıl gönül ikrara,

Mürşitler Şah-ı Hünkara.

Kâmil olup hak yoluna,

Varan bilsin ahvalimiz,

 

Arif ile kıl pazarı,

Göresin aşkı nazarı,

Bülbül olup zarı zarı,

Yanan bilsin ahvalimiz,

 

Çirkin ile aç arayı,

Merhem ile sar yarayı,

Sıratı geçip sılayı,

Bulan bilsin ahvalimiz,

 

Dost yolunda olak sefil,

Düşünme hiç boşa gafil,

Çağlari’m der,söze dahil,

Olan bilsin Ahvalimiz,

 

        (1991)


İKRAR

 

Dura dura döndük sele,

Pirimizden himmet gele.

Düşüp dikenli yollara,

Vardık ikrara ikrara...

 

Yana yana piştik,yandık,

Biz aşkın nârına kandık,

Sohbeti arifden alıp,

Vardık ikrara ikrara...

 

Âşıklar eyler bühtanı,

Bil kendini özün tanı,

Döndüğümüz hakkın yönü,

Vardık ikrara ikrara...

 

Çağlari der dost'a sözüm,

Yangınlara döndü özüm,

Derya  deniz  iki gözüm,

Vardık ikrara ikarara.

 

1989 Beste:Lütfi Peşket

 
 
TAŞ OCAĞI

 

Genç ömrünün baharında,

Henüz çiçeği burnunda,

Derviş  Ali’m kaldı yolda,

Zalımsın oy taş ocağı.

 

Taş ocağı, taş ocağı,

Yıktın gittin kaç ocağı?

Zalımsın oy taş ocağı,

Zalımsın oy oy oy oy oy.

 

Derviş Ali’me ne oldu ?

Acı haber tez duyuldu,

Köylüm yollara koyuldu,

Zalımsın oy taş ocağı.

 

Taş ocağı taş ocağı,

Yıktın gittin kaç ocağı ?

Zalımsın oy taş ocağı,

Zalımsın oy oy oy oy oy.

 

 1994


 MEVLAYI SEVERSEN

 

Yıllar var ki gurbettesin,

Ömrüm beklemekle geçsin,

Hasta düştüm sen nerdesin?

Dön gel Mevla’yı seversen...

 

Geçilmez gözüm yaşından,

Var mıdır ölen acından ?

Yatılmaz oldu sancından,

Dön gel Mevla’yı seversen...

 

Hasretin yâr cana yetti,

Kalmadı takatim bitti,

Aylar yıllar sensiz geçti,

Dön gel Mevla’yı seversen...

 

Çağlarî yâr dem çağlarım,

Bozuldu gönül bağlarım,

Yolunu gözler ağlarım,

Dön gel Mevla’yı seversen.

 

            Beste: Mürsel Sinan Uğursu (1989)


 DAĞLAR

 

Karşıda süzülen boranlı dağlar,

Sitem ettim size bin sitem dağlar...

Seyyahi alem de hep diyar diyar,

Bizi yadellerde koydunuz dağlar...

 

Mesken tuttuk adsız sansız illere,

Günleri ayları katıp yıllara,

Gönül varmak diler gül yüzlü yâra,

Bizi yadellerde koydunuz dağlar...

 

Çağlarım coşarım efkarım,neşem,

Yol ver dağlar yol ver sılaya geçem,

O yârin elinden bir tas su içem,

Bizi yadellerde koydunuz dağlar...

 

             (1996)


 YIKILASI GURBET ELLER

 

Kader attı gurbet ele,

Göz yaşlarım döndü sele,

Mesken tuttuk gurbet sende,

Yıkılası gurbet eller...

 

Aramızda sıra dağlar,

Akşam oldu yârem kanar,

Sel oldu göz yaşım çağlar,

Yıkılası gurbet eller...

 

Batsın bu yabanın eli,

Dilime benzemez dili,

Hasretlik tükettin beni,

Yıkılası gurbet eller...

 

Çağlarî’ye mevsim boran,

Yok gurbette halım soran,

Çok olur garibe vuran,

Yıkılası gurbet eller.

 

             (1985)

 
 
SEVDA GÜZELİ

 

Kudretten sürmeli hilâl kaşların;

Dökülmüş kulunca sırma saçların,

Zay eyler aklımı kız bakışların,

Güzeller güzeli sevda güzeli...

 

Huri melek midir güzel yüzlerin,

Gökyüzümü sanki mavi gözlerin,

Edalı işveli şirin sözlerin,

Güzeller güzeli sevda güzeli...

 

Parlaktır cemâlin aydan güneşten,

Nâra saldın beni geçtim hevesten,

Çağlari’m de aşık size yürekten,

Güzeller güzeli sevda güzeli.

 

                         (1988)


 PERİŞAN

(Salih Bulut’a ağıt)

 

Acı haberin dost yürekler yakar,

Kuzular ağlaşır sızı perişan...

Kader mi firgât mi nedir tecelli?

Yazılar içinde yazı perişan...

 

Elini tuttum da buz gibi tenin,

Yüzüne baktım da değişmiş rengin,

Beş arşından giymiş beyaz gömleğin,

Ütüsü perişan düzü perişan....

 

Sonsuzluk uykusu sarmış bedeni,

Uyan dedim uyan duymuyor beni,

Nicedir matemin sefil Çağlarî?

Sazın da inleyen sözün perişan.

 

             (1998)


 HAL BİLMEZ

 

Gönül yâr belleme haldan bilmezi,

Şerbet bilem olmaz katı pekmezi,

Sevgi metaı’nda yok ise tezi,

Sanki öğüt gibi söylenir durur...

 

Gül diye çalıyı sinene sarma,

Tüneyip  harında avaza durma,

Ne bir alıç verir ne salkım hurma,

Selvi söğüt gibi süzülür durur...

 

Çağlarî katlanma türlü çileye,

Hançer vurmuş gider zalım sineye,

Ne denir kadere nettim feleğe,

Süzer ağıt gibi hep bizi bulur.

 

                        (1995)


 TABİPTE DEME

 

Gönlümde kanayan derin yarama,

Merhemim sendedir tabipte deme...

Gözümde çağlayan sevda seline,

Mendilim sendedir tabip gösterme...

 

Perişan hallerim gayri kararım,

Gezdiğim her yerde seni ararım,

Sinemde bülbülüm yâr ahüzârım,

Güllerim sendedir tabipte deme...

 

Çağlarî yaralar sinem özünde,

Derbeder eyledin dertler düzünde,

Ölmeden sevdiğim göksün üstünde,

Serverim sendedir tabipte deme.

 

  (1993)

 


 SEVDAKĊR

 

Sevdalıyım ben bir melek yüzlüye,

Melek yüzlü meğer tatlı sözlüye,

Hele bakın alnımdaki yazıya,

Sevdakârım ben serrine sevdakâr..

 

 

Serimde tütersin şahım, sultanım,

Himmet eyle ben yoluna kurbanım,

Göster cemalini pirim hünkârım,

Sevdakârım ben serrine Sevdakâr..

 

Yanar yâr aşkınla sevda bağlarım,

Gece gündüz demez her dem ağlarım,

Bir nazar ahvalim sefil çağlarım,

Sevdakârım ben serrine sevdakâr.

 

(1988)


İKİ KEZ EVLENMEYİN

Ayşe’m der yat araba,

Fatma’m der moda moda,

Her gün bu aynı kavga,

Cüzdanım hepten darda...

 

Birisi al beğenmez,

Diğeri zora gelmez,

İkisi de hal bilmez,

İki evlenen gülmez...

 

İki evlenen deli,

Peruklar saklar keli,

Ters yöne gider gemi,

Yel tutmaz yelkenleri.

         (Nakarat)

İki kez evlenmeyin

Gençliğe güvenmeyin

Dünyaya aldanmayın

Ben yandım siz yanmayın.

           

 

(1997)


 AHÜZÂR BENİM

 

Söyleyin bülbüle ötmesin dalda,

Onun ahuzârı nâr gonca gülde,

Bin nazarım kaldı nazlı gelinde,

Ötme bülbül ötme ahüzâr benim...

 

Her seher her sabah bizim bahçede,

Ahüzâr eylersin halin nicede,

Açma yaralarım kanar içerde.

Ötme bülbül ötme sinem kor benim...

 

Senin ahdın güller, benimse sunam,

Göç etti gönülden dost telli turnam,

Çağlayan gözyaşım dertlerim umman,

Ötme bülbül ötme eşim zâr benim...

 

Çağlari der; kaldım ahüzâr ile,

Figan eylersin dost, intizâr ile,

Ahvalin var ise git güle söyle,

Ötme bülbül ötme vaktim dar benim.

 

 

            (1989)


ESTİĞİN YETER

 

Otur dur yerinde sen deli gönül,

Deli poyraz gibi estiğin yeter...

Güle sevdalanıp sızlayan bülbül,

Beni dertten derde kestiğin yeter...

 

Çağlari’m der ki dost halimiz nice?

Böyle mi olurmuş zalım sevince?

Şad olup gülmedim şöyle gönlümce;

Beni yerden yere çaldığın yeter.

 

             (1992)


 

Âşık Çağlarî'ye atfen yazılanlar

 

(OzanÇelebi)

 

Geçer iken Çağlari'ye uğradım,
Nasibim varımış suyunda senin...
İyi insan olduğunu hemen anladım,
Güzel ahlak varmış soyunda senin...

Tatlı dil yumuşak sözlümü sözlü,
Aslı belli nesil özlümü özlü,
Aşk ateşi sarmış yüreği közlü,
Sevgi saygı varmış huyunda senin...

Karnı yarık sütlaç geldi sofraya,
Kısır köfte turşu serdi masaya,
Muhabbet eyledik kahveye çay'a
Kırk yıl hatır koydum çayına senin...
 
Ozan Çelebi'nin kardeşi oldun,
Sazınla sözünle hatrımı sordun,
Bizim için hürmet edip yoruldun,
Allah ömür versin boyuna senin.

Erzurum'lu Ozan Dursun Çelebi
Hollanda 26 08 1996


 

BİR SEFİL SEYYAH

 

 (Erdal Canbulat)

 

 

Bir gül açmış Larende illerinden
Miski amber saçar gezer dilinden
İlmi ledun okur gönül telinden
Umutları türkülere bölünmüş gider...

Sazım bastonum der kalemim silah
Ervahı aah! ezeli tecelli eyvah
Şad olup gülmemiş cihanda bedbah
Umutları türkülere bölünmüş gider...
 
Fani darı handa mihmanı mamur
Makam  makam sızlar koca bir ömür
Seyyahidir konar göçer yolcudur
Umutları türkülere bölünmüş gider...
 
Şair ozan  Âşık Çağlarî olmuş
Bozbulanık çorak akıp durulmuş
Yunus gibi yanmış pişmiş kavrulmuş
Umutları türkülere bölünmüş gider...

 

Erdal Canbulat 1998


 BİLEMEDİM

 

 (Muhammed Güzel)

 

Bir yel esti acı gurbet yaban elinden
Kozan'dan mı Karaman'dan mı bilemedim
Türkçeyi bölüştük şiirlerin dilinden
Sözler, candan mı yürekten mi bilemedim

Toroslar yankılanıyor deyişlerinde
Çağlar adı çağlari gürleyişlerinde
Sazını duydum sözü karaman elinde
Karacoğlan mı pir sultan'mı bilemedim

Yeni başlamıştık söz can alan yerinde
Kesildi yel tınas kaldı harman yerinde
Sözüm mü kavız geldi ki meydan yerinde
Yörükoğlu'nun dilinden mi bilemedim.

                  muhammetguzel@turk.net


  İnsanın Dili Vatandır

 

 (Muhammed Güzel)

 

Kim demiş 'dünya iki kapılı handır'
Gerçeği tek oda bir sahandır
Benim ozanımın yurdu cümle cihandır
Ozan dünyalıdır aslında gurbet yalandır

Karaman'dan çıkmasaydı güzel atikenin babası
Diyelim bizim yaylada olsaydı yuvası
Belki biraz toprağı farklı biraz havası
Ama şimdi Çağlari bizim sazı orda çalandır

Yörükoğlu kendine söyler hece bilmez
Hasreti elbet çekenden öte kimse bilmez
Erkan oturup ustayla söyleşebilmez
Diline sarıl dost insanın dili vatandır

Muhammet Güzel
14*06*2002 Mersin


  (Âşık Yekdahi)

 

Çağlarî’nin fikri yaman
Şaştım kaldım zaman zaman
Sanki her sözü bir ferman
Böyle bir Ozan görmedim.

Âşık Yekdahî
yekdahi@aol.de


  Görmezmisin

 

(Doğan Çiçek)

 

Nazarı şöyle dursun, ibret olmak için
Çağlayanlar aştım, Çin'e ulaştım ilim, irfan için.
Ahirette gül cemalin görmek için
Ben Yunus oldum görmez misin?

Çiçek değil güneş olam cihana
Kâmil olup ariflerle çıkam divana
Can kurban olsun hakkın yoluna
Ser değil gönlüm onun bilmez misin?

Fani dünya seraptır kul Doğan'a
Atla değil tabutla gideceğim Yar'a
Hak aşkıyla Yunus gibi yana yana
Yoklukta varlığa ereceğim sezmez misin?

Derviş Yunus gibi cihan-ı aleme
İmanla gidesin ahirete
Şefaat eylesin Rasulüm ümmete
İçim yanar bir yudum su vermez misin?

Doğan Çiçek

doci@mynet.com

 


 Çağla Bakalım

 

(Halil Köse)

 

Usta ellerinden sular mı içtin
Çağlarî dedem çağla bakalım
Karaman elinden gündüz mü geçtin
Çağlarî dedem çağla bakalım

Bin söz içinden söz seçtin
Işıklı sudan geçip yaramı deştin
Bir yanım filizse de bir yanım geçkin
Geceyi gündüze bağla bakalım

'Ölümden de yaman gurbet var iken'
Üç tomurcuğun vakti bahara dar iken
Biri yele, biri sele, biri sana zar iken
El vurup dizine ağla bakalım

Heceleri saydım yetiremedim
Gurbeti gezdim bitiremedim
Sözümün ardını getiremedim
Toplamayı çıkarmayla sağla bakalım

Halil Kösem
21-07-2002

 


  Karaman'lı dost Çağlarî'm

 

(ÂŞIK ERZADE KAPAN)

 

Küçük yaşta avrupada
Karaman'lı dost Çağlarî'm.
Vatanın görür rüyada
Karaman'lı dost Çağlarî'm.

Yana yana özün arar
Seyyah olmuş gezer diyar
Şair olmuş şiir yazar
Karaman'lı dost Çağlarî'm.
*****
Ozanların dili sensin
Aşıkların gülü sensin
Dertli sazda sırma telsin
Karaman'lı dost Çağlarî'm.
*****
Memet bey'in Türkçesini
Unutmamış lehçesini
Aruz yazsa hecesini
Karaman'lı dost Çağlarî'm.
*****
Erzade der küçük ozan
Elinde saz dilde destan
Yarınlar senindir inan
Karaman'lı dost Çağlarî'm.

22/01/1998 Amsterdam

 


 Âşık Çağlarî'ye

 

 (Ozan Ezgini)

 

Moderin dünyanın yeni icadı,
E'Maille buluşsak Âşık ÇAĞLARÎ.
Güzelim dünyada bir çok mesajı,
Chat'le bölüşsek Âşık ÇAĞLARÎ.
& & &
Hayatla küs durma hep barışık ol,
Sevgiyi yudumla gönüllere dol,
Hedefe götürür İncecik bir yol,
Özile çalışsak Âşık ÇAĞLARÎ..
& & &
Türk Milleti LaîkŞerefe üne,
Umutla bakarızyarına güne,
EZGİNİ'yi hasret koymayın düne,
Hasrete alışsak Âşık ÇAĞLARÎ.

 

Ozan Ezgini.31.10.2001

 Ankara

 


 Aşık Çağlari'ye

 

( Duran Kılıç)

  

Çoban idim evet, çoban Çağlarî
Beyhude gezmedim inan dağlarda
Bülbüller öterdi bizim bağlarda
He gayri şimdi arabamız nem varya Çağlarî..

Bazan oralarda bazan burada
Çok mutluyduk inan dağlarda
Gün gelir herkes garibanını anlarda
Şimdi katımız yatımız nem var ya Çağlarî..

Garip Duran'iyim Âşık Çağlarî
Nede güzeldir yurdumun şimdi dağları
Sılada bırakıp geldik anayı Yari
Şimdi para pulumuz nem var ya Çağlarî..

Çağlarî biliyorum sende böylesin
Avrupa'da mutlu olan çıkıp söylesin
Araki bulasın, eskiyi şimdi nerde bulasın
Şimdi her bir şeyimiz var, var ya Çağlarî...

Dağlar nede güzeldi değilmi Âşık
Bulgur çorbasına çalardık kaşık
Ninem ısdar kurardı anam beşik
Şimdi bal baklavamız var ya Çağlarî...

Nerede şimdi o sevgi saygı
Oğlan babaya ulamı derdi
Avrupa bize sadece paramı verdi
İşte simdi her şeyimiz var ya Çağlarî.

 

Garibanım (Duran Kılıç )

Danimarka


 Çağlari Sitesi

(Ozan Armutçu)

 

Halibramın sayesinde sana ulaştım
Nice dağlar tepeler yamaçlar aştım
Almanya Hollanda heryeri dolaştım
Ozan Armutçu Çağlarî Sitesi yoklar oldu.

Bir taşlama yaz bana böğrümü delsin
Çağlarî Allah senin iyiliğini versin
Peşinsıramıyız ha! Sen ne dersin?
Ozan Armutçu Çağlarî Sitesi yoklar oldu

Sözün kısası 4 beşliksin Çağlari üstadım
Yarım elma selam vermektir maksadım
Dostluk köprüsüne bahane bu ilk adım
Ozan Armutçu Çağlarî Sitesi yoklar oldu

Ozan Armutçu (Bolu Mengen)

 


 Âşık Çağlarî'ye (H.İ.Tokmak)

 

Diyarı gurbet gezer durursun
İlhamı Yunus Emreden alırsın
Gurbet gurbet figanı bilirsin
Aleyküm selam Âşık Çağlarî'm

Bir gurbet türküsü söyleyelim
Üstadın himmetine boyun eğelim
Benim nerem üstaddır diyelim
Aleyküm selam Âşık Çağlarî'm

Acizim kendim kendi bedenimde
Bir çobandım köyün güdenimde
Evlatlar için gurbet gezenimde
Aleyküm selam Âşık Çağlarî'm

Gönül çağlamaz olur bazen
Ayrılıkdır sinemi kırıp bozan
Aslında acizdir bunları yazan
Aleyküm selam Âşık Çağlarî'm

Bende sevdim tüm mahlükatı
Bilmem nedir aşkın kudreti
Gönül dinlemez ferman himmeti
Aleyküm selam Âşık Çağlarî'm

Çoban idim sürü otlatan
Şiir yazdım oldum şarlatan
Çileyi şifa niyetine yutan
Aleyküm selam Âşık Çağlarî'm

İstanbul ilini mekan tuttum
Sanmaki sılayı ben unutdum
Gurbetde saçımı nasıl ağardım
Aleyküm selam Âşık Çağlarî'm

Özümüz bir sözümüz birdir
Yolumuz Yunu’sun yoludur
Saz çalamıyan aciz kulumdur
Aleyküm selam Âşık Çağlarî'm

Karacaoğlan kahvede kara der
Yüreğimdeki yara oldu per
Bendeki uslüpsuz bir dil
Aleyküm selam Âşık Çağlarî'm
 

H. İbrahim Tokmak
15/09/2002


 Avutmadı beni Âşık Çağlarî

 

(Sabit İnce )

 

İkibin yılının Ekim ayında,
Uyutmadı beni Âşık Çağlarî,
Asillik var belli onun soyunda,
Avutmadı beni Âşık Çağlarî.

Ey aşık çilemiz bitecek sanma,
Allah’ın aşkına bizi pek anma,
Biz yanmışız etme bir de sen yanma,
Soğutmadı beni Âşık Çağlarî.

Gecenin üçünde derdimiz arttı,
Hollanda elinden değnek fırlattı,
O nurlu değnek ki gözüm parlattı,
Dağıtmadı beni Âşık Çağlarî.

Aşkın ocağı mı, pınarı mısın,
Yesevi Dedemin çınarı mısın,
Yunus odununun yanarı mısın,
Kavurtmadı beni Âşık Çağlarî.

Ey aşığım sürçmüş dilim affeyle,
Sözlerim galatsa bakma, def eyle,
Gel İnce kervanda sen de saf eyle,
Yanıltmadı beni Âşık Çağlarî.

Sabit İnce 4.10.2002
Kayseri

 


  Sazınıza Sözünüze Katıldım

 

(A. Fethioğlu)

 

Selam size gurbet elden
Âşıkların dilinden, ozanların telinden
Gelip görüşemesekte canı gönülden
Sazınıza sözünüze katıldım.

Başımızı koymuşuz bu sevdaya
Söylenen doğuşlara, çalan sazlara
Yüreği sevgi dolu tüm dostlara
Sazınıza sözünüze katıldım.

Kalbimiz atar hep beraber
Dünya hiç durmaz döner
Âşıklar hem çalar hem de söyler
Sazınıza sözünüze katıldım.

Türkiye bir sevdadır burnumuzda tüter
Konya, Karaman hiç durmaz titrer
Yunusla Mevlana bizi bekler
Sazınıza sözünüze katıldım.

Açılır sohbetle zihinler, beyinler
İnsan okudukca hiçliğe erer
Mektupla değil internetle beyler
Sazınıza sözünüze katıldım.

Âşık Çağlarî sen durma çağla derinden
Yetişir Alinur'un adanın birinden
Hiç sevgin düşermi göynümüzden
Sazınıza sözünüze katıldım.

Alinur'um der ki; geçecek günler
Bitecek hasretler, çekilen çileler
Sizlere selam âşıklar, şairler
Sazınıza Sözünüze katıldım.

Alinur Fethioğlu
5-Kasım-2002

Kıbrıs


 Atışma

 

İlbey
Tanımadan değer biçme.
Yanlış yerden, dostun seçme.
Dürüst Dosttan, vazgeçme.
Dürüstlüktür ahdim benim.

Çağlarî
İnsana biçilirmi değer
Can Canan o, yârdır meğer
Dost dosta olmalı nefer
Dürüstlüğe meylim benim..

İlbey
Toprak, Ana insanlığa.
Ömür yetmez tanımaya,
İnsan gibi, İnsan olmaya.
Gider doğru yolum benim.

Çağlarî
Toprak Ana cömert Ana
Rahmeti boldur kuluna
Yunusleyn şöyle divana
Hakka doğru yolum benim..

İlbey
Koşamam menfaat peşine.
Zarar ise dost evine.
Emek, ait sahibine.
Söyler doğru dilim benim.

Çağlarî 
Tamaha meyletme varma
Nasibin yersin yorulma
Mazlumun ahını alma
Çıkar ahest-e gülüm benim..

İlbey
Sözüm Diken bazen Dosta.
Anlayana olur beste.
Uygun name, güzel söze.
Dayanmaz ki özüm benim.


Çağlarî
Dost söylerse acı söyler
Alana bal sunar beyler
Kemend olur sazda meler
Çağlar iki gözüm benim..

İlbey
Duygusalımdır ben biraz.
Her güzele geçermi, naz.
Şöyle düşün.anla biraz.
Kardeşcedir sözüm benim.

Çağlarî
Dilde hoşgörü sermayem
Kalemde şiir kinayem
Toplumda saygı himayem
Yunuscadır özüm benim..

İlbey
Güvenilmez günlük Dosta.
Çürük Meyva, dal hasta.
Güvenilir bir can dosta.
Eğiktir başım benim.

Çağlarî
İyi gün dostu vafasız
Dar günde kaçar tabansız
Sadık olmalı tarafsız
Türkü çalar sazım benim..

İlbey
Kırık Sazım, teller paslı.
Icim buruk, gönlüm yaslı.
Ilbey im, aydın Sivas lı.
Pir Sultan dan hazim benim.

Çağlarî
Öz Türkcenin kalesiyim
Yunus Emre Mehmet beyim
Çağlari derler divaneyim
Karaman'da mazim benim.

15*10*02
İlbey -Çağlari


 Atışma

 

Mümkünmüdür

Ozan Ata Canani
Değerli dost güzel insan, Görmek mümkünmüdür seni? ?
Uğruna fedadır bu can, Yermek mümkünmüdür seni? ?

Âşık Çağlarî
Sadık dost muhterem hocam, Kırmak mümkünmüdür sizi! !
Yoluna fedadır bin can, Yermek mümkünmüdür sizi! !

Ozan Ata Canani
Muhabbeti tatlı dili, Binbir çeşit dünya hali
Has bahcede gül misali, Dermek mümkünmüdür senii? ?

Âşık Çağlarî
Meyli muhabbetiniz bal///Döner çarkı devranı hal
Has bahceden dost bağına yol, Yormak mümkünmüdür sizi! !

Ozan Ata Canani
Bir kez gelsen bizim köye, Dertleşirdik doya doya
Hollanda'dan Almanya'ya, yormak mümkünmüdür seni

Âşık Çağlarî
Bin kez nasip etse Mevla, Şen olur gönül evimde yayla
Çağırsamki yaramı sarmaya, Görmek mümkünmüdür sizi! !

Ozan Ata Canani
Bak Canani engel aşıp, Yad eyliyor seni coşup
Hasret ile kucaklaşıp, Sarmak mümkünmüdür seni? ?

Âşık Çağlarî
Çağlari der Canani dost, Dost yoluna serelim post
Gönül köşkümdeki taç, Yermek mümkünmüdür sizi! !

 

22 *10*2002
Ozan Ata Canani *
Âşık Çağlarî

 


 Atışma

 

H.ibrahim tokmak
Dostlar bu meydan atışma meydanı
Aşığında şiirdir harmanı
Aşıklar kapışmanın tam zamanı
Haydin doslar kuralım divanı

Çağlarî
Kirk pinar ağasıyım demek lafla olmaz
Er isen cık meydana hodri meydan
Gün bu gün atışma zamanı durulmaz
Diyen o dost Halil ibrahim Tokmaktı..
 
H.ibrahim tokmak
Çamlı beli mesken eylemiş
Delikli demir cıktı merlik bozuldu demiş
Koca yusufun oğlu boluyu fet eylemiş
Söyleyin dostlar kimdir bu yiğit
 
Çağlarî
Koç Köroğluydu Çamlıbelleri aşan
Koca Yusuf gibi babası vardı nişan
Mertlik bozuldu devir değişti hal perişan
Diyen o dost bolu beyiydi Bolu beyi..
 
H.ibrahim tokmak
Aşkı için kayaları delmiş dağlardan yol vermiş
Yaba ile taşları savurmuş
Şehzadeler diyarının sarayına su salmış
Söyleyin dostlarım kimdir bu aşık
 
Çağlarî
Mejnun Leylası için çöllere düştü
Kerem Aslının aşkından yollara düştü
Şirinin aşkından kendini karşı dağlara
Vuran o dost Ferhat idi hey dost Ferhat..
 
H.ibrahim tokmak
kaşları kara güzel deyip meram etmiş
Aşıklara ılham periliği yapmiş
Ağalar beyler içerler kahvede kara demiş
Söyleyin doslarım kimdir bu aşık
 
Çağlarî
Avşar ellerinde torasların eteğinde
Aşiret uşağıdır güzellerin peşinde
Türkiler maniler yakıp duran sazın telinde
Çalan o dost Karacaoğlan idi Karacaoğlan
 
H.ibrahim tokmak
Ozan armutcum cokmu yüklendim?
Kim görmüş hangi perde ardına saklandım
Aşk ırmagında bende aklandım
Kancıklar kacar yığıtler ortada dikilir
Bükülmeyen bileğin eli öpülür
 
Çağlarî
Armutcu üstadım Ayvacı narcı dostum
Eşkere serdiler meydana naciz postum
Halil ibrahimedir üstad benim kastim
Diyen o dost Çağlari değilmiydi Çağlari


H.ibrahim tokmak*Aşık Çağlari


 Atışma

 

Ozan Armutçu:
Gönüldaşımız Ozan Arif
Bu çağrıyı duyarmola
Yüreği ipekten zarif
Şair kaftanı giyermola.
 
Çağlarî:
Meslektaşımızdır Üstadımız
Arifler, Emrahlar baş tacımız
Yunus'la Veysel gül ağacımız
Şairler kaptanın bilmezmola..
 
Ozan Armutçu:
Sümeni okkası Diviti
Gönülden ateşler kibriti
Ozanın kırdığı cevizi
Bir kalemde silermola.
 
Çağlarî:
Er meydanındaki hüneriyle
Yar meydanındaki gülleriyle
Ser meydanında Ledunni'leriyle
Aşıklar katarına girmezmola..
 
Ozan Armutçu:
Boludan seslenir Ankaraya
Gomonist döner maskaraya
Anadoluda fakire fukaraya
Biraz destek vermezmola.
 
Çağlarî:
Koç Kör oğlundan Karacaoğlana
Hacı Bektaş, Ahi Evran, Mevlana
Post serdiler ol aşkın dergahına
Sadıklar dergahına varmazmola..
 

Ozan Armutçu:
Oy sandığı geldi çattı
Mebuslar yangelip yattı
Memuru hırstan çatlattı
Arif baba sormazmola.
 
Çağlarî:
Siyaset işi Ozanlık değil
Ozan halkın sesi vizanlık değil
Biraz hoşgörü cüzamlık değil
Tabiblerin safına durmazmola..
 

Ozan Armutçu:
Çağlari meydanda çağlarken
Ozan Armutçu ahile ağlarken
Şehit anası karalar bağlarken
Yetim bebeler solmazmola.
 
Çağlarî:
Aşka düşen aşk seliyle çağlar dost
Ferhat olur devirir nice dağlar dost
Pir Sultanlar gibi kan ağlar dost
Dostluk kervanına girmezmola
 
Ozan Armutçu:
Eyy Ozanlar Ozanı Arif baba
Boşunamıydı bunca çaba
Ne köy kaldı ne kasaba
Aponun defterini dürmezmola.
 

Çağlarî:
Eyy Ozanlar Ozanı Arif baba
Birlik yolunda sallasak yaba
Taht kuralım hoşgörülü girdaba
Sevgi arenasına girmezmola..
*
Ozan Armutçu:
Gücüme gidiyor Arif abi
Bunlar mı Anayasaya tabi
Hangi yürek bu acıya kavi
İçinde ateş yanmazmola.
 
Çağlarî:
Kim olursan ol gel yine gel
Birlik yolunda bozulmasın tel
Bertaraf et hırsını sevgiye gel
Armutcu dost elmaya gelmezmola..
 
Ozan Armutçu:
Ozan Arif’e benden son söz
Çare neyse muammayı çöz
35 bin yetimde yanan köz
Şehit Anasın yaşı akmazmola.
Ozan Armutçu
 
Çağlarî:
Ozan Arif’e Çağlarî’den son söz
Aşıklara rehber ol, iki kulak iki göz
Muammayı barışla sevgiyle çöz
Kanı kan temizlemez bilmezmola.

Armutcu*Çağlari

 


  Atışma

 

Ömer Kurtar:
Karda tercih et yünlüyü,
Çalışarak olmuş ünnüyü
Boşa uğraşma ayıraman
Aleviden sünnüyü

Çağlarî
Karda sürmeyelim boşa iz
Dayanmaz buna can takat diz
Biz bir dalda iki meyveyiz
Alevi sunni bir dildeyiz..

Ömer Kurtar:
Fark etmez hoca dede
Hakka ibadet ede
Namazıda niyazıda bir
Hızırıda piride bir

Çağlarî
İmamı dedesi papazı-n
Odağı bellidir niyazın
Hep kardeşiz neme lazım
Alevi sunni bir dindeyiz..

Ömer Kurtar:
Cami ile cem evi
İkisi de Allahın evi
Türkiyem çok büyüktür
Kimse yıkamaz devi

Çağlarî
Cami ile cemin arası
İnsanlığın pak manzarası
Hakka varır hepsin duası
Alevi sunni bir yöndeyiz..

Ömer Kurtar:
Ayrılmaz Türkü kürdü
Birlik yıllarca sürdü
Türkiyem bölünemez
Elin iti boşa ürdü

Çağlarî
Türk, Kürt, Lazı Çerkez'i benim
Alevi, Sunni, Dadaş'ı benim
Multi kültürel ülkem benim
Alevi sunni bir sindeyiz
.
Ömer Kurtar: Aşık Çağlari
15*10*02


 Atışma

  

Gel Çağlari
 

Yekdahî
Aşkın harlı ataşında
Dağlanalım gel Çağlarî
İkrar verip Hak Hüdaya
Bağlanalım gel Çağlari
 Çağlarî
Aşkın harlı ataşına
Yolun zorlu yokuşuna
Gönüllerin nakışına
Hoş geldiniz dost Yekdahî..
 Yekdahî
korktuğum günler geliyor
Aklimi baştan alıyor
Eyvah insanlık ölüyor
Ağlanalım gel Çaglarî
 Çağlarî
Korku ne bayram geliyor
Gönüllere seyran geliyor
Aşıklara meydan veriyor
Hoş geldiniz dost Yekdahî..
 Yekdahi
Hakka düşkün özümüzle
Kem gafletsiz gözümüzle
Halka hizmet sazımızla
Sağayalım gel Çağlarî
 Çağlarî
Hakka doğru kul olalım
Aşka doğru yol alalım
Gönüllere mim dolalım
Hoş geldiniz dost Yekdahî..
 Yekdahî
Der Yekdâhi neme hile?
Fikir kültür sanat ile
Gelecek nesile bile
Çağlayalım gel Çağlarî
  
Çağlari
Der Çağlarî Hoşgörüyle
Dostluk kardeşlik birliğine
Canlar ifksan derneğine
Hoş geldiniz dost Yekdahî..

Yekdahi*Çağlari
22.10.2002

 


 

 Yasal uyarı !!

 

Bütün eserlerin her hakkı mahfuzdur

Kullanmak için  izin almayı gerektirir.

 

www.caglari.com 

 

Gurbetten Sılaya 40 Yıllık Özlem  ( 1964 - 2004 )      


 Kitap Çıktı

Türkevi Şiirlerinizi bizimle paylaşın


 Morcalı’dan Amsterdam’a akan emek ırmağının çağıltısı

 

 Âşık Çağlarî kimdir?

 

Asıl adı Muammer Çalar olan Çağlarî; 15 Mart 1965 Karaman’ın Morcalı köyünde dünyaya gözlerini açtı.

İlkokulu doğduğu köyde bitirdi, 1980 yılında işçi ailesi

olarak Hollanda'ya geldi.

Halen Amsterdam kentinde yaşamını ve kültür sanat çalışmalarını sürdürmektedir.

Hollanda’da okuma fırsatını elde edince, tekrar üç yıl sanat okuluna gitti, ancak maddi sorunlar nedeniyle bitiremeden okuldan ayrıldı.

 

İlkokuldan bu yana saz çalıp türküler söyleyen Muammer Çalar, şiire olan sevgisi ve ilgisi sonucu 1987 de bir yarışmaya katıldı. Âşık Çağlarî mahlasını aldı.

 

Kendisine verilen mahlası ve layık görülen ödülü, bir görev adeden Âşık Çağlarî, çalışmalarına dernek, kuruluş, kültür evlerinde sazıyla eserlerini okuyarak konserler verdi, çeşitli gazete,dergi,magazin ve antolojilerde yer alarak çalışmalarına devam ediyor. Bütün sermayesini gelenekten alan fakat orijinal şiirler kazandıran, şiirleriyle, halk ozanı geleneğini sürerek tamamen özgün ve yerli bir şiir dili oluşturmuş. Tıpkı merhum Âşık Veysel ve Mahsuni gibi özünü arayış ifade eden eserler meydana getirmiş.

Şair Ozan Amsterdam da kurucusu ve yöneticisi olduğu "İfksan" sanat kurumundaki çabaları ve başarılarıyla da unutulmayacaklar arasında yer alacağına inanıyorum.

Âşık Çağlarî; sevgisi, saygısı, alçak gönüllülüğü, bilgeliği ve dost canlısı tavırlarıyla,

düşmanlığın, kinin ya da ucuz popilistliğin derin çukuruna gömülmüş, ucuz politikalarla çevresindeki insanları çekip çeviren ve alabildiğine kullanan hırs küpüne dönmüş zavallı insan tipinden çok uzak. Çağlarî sazıyla sözüyle

davudi sesiyle bence tam bir halk ozanı, halk adamı.

İfksan kurumu çerçevesinde ortaya koyduğu düşünceler ve şimdiye kadar büyük bir emek ve özveriyle oluşturduğu halk ozan ve halk edebiyatıyla ilgili bilgi, belge ve eserleriyle belki de şimdiye kadar oluşturulan en büyük kaynak ve arşive sahip.

1997 de Hoşgörü isimli müzik kasetiyle müzik dünyasına adımını atan Çağlarî, şimdilerde ikinci kasetinin hazırlıklarıyla uğraşıyor. Âşık Çağlarî çalışmalarını “Gurbetten Sılaya Selam” isimli şiir dosyası ve Gurbet şairleri antolojisi isimli bir dosya üzerinde çalışmaktadır.

 

Türk halk edebiyatının aşık ozan geleneğinden etkilenen Âşık Çağlarî,  küçük yaşlarda Hollanda’ya gelmesine rağmen Türk halk edebiyatının yılmaz savunuculuğunu üstlenmeyi başarabilmiştir. Kurduğu ''İFKSAN Dostluk Sanat Hoşgörü'' Vakfı ve nezdindeki sanat sitesi ile halk ozan edebiyatının yurt dışında unutulmamasını sağlayan çalışmaları için kutluyor ve yürekten teşekkür ediyorum.

 

Çağlarî ile uzunca bir söyleşiden sonra teşekkür edip ayrılırken, yardımseverliği, dostluğu ve çevresindeki sevgi çemberi beni duygulandırdı. Kıvandım, onurlandım.

Büyüklerimizin, entellektüellerimizin ve basınımızın Âşık Çağlarî '’nin çalışmalarını görmelerini, tanımalarını

ve tanıtmalarını isterdim.

Sade, alçak gönüllü, yüreği insan ve yurt sevgisiyle dolu bu halk çocuğunu tanımalarını, sohbet etmelerini isterdim. Sanat ve kültürümüzü tanıtma ve

koruma adına, milyarlarca lirayı bir çırpıda harcayanlar Âşık Çağlarî 'nin hiç bir maddi çıkar gözetmeden yaptığı çalışmaları, emeği ve özverisini yeterince değerlendirebiliyorlar mı? Türkiyede kaç kuruluş, kaç kişi tanıyor Âşık Çağlarî ve onun gibi olanları?

 

Nuri CAN


 

 

AMSTERDAM'DA KARAMAN’LI BİR ÂŞIK ÇAĞLARÎ

 

Avrupadaki kültürümüzde yazılı ve görsel kültürümüzün yanısıra sözlü kültürümüz içinde aşıklık geleneği bambaşka bir yere sahiptir.

Anadolu'daki kadar yaygın olmasa da aşıklık geleneği diğer bir çok değerlerimiz gibi Avrupa'nın her yerinde hayatını idame ettirmektedir.

Peki nedir bu aşıklık geleneği ? Bu geleneği sürdüren aşık nedir, kimdir ?

 

Kültür Bakanlığı’na göre '' Aşık'' Türk Halk Edebiyatında XVI. yüzyılın başından itibaren görülen şair tipidir.

Aşığın şairlik gücünü rüyasında pîr’in sunduğu ''aşk badesini içmekle” ve ''sevgilisinin hayalini görmekle” kazandığına inanılır.

Rüyada genellikle aşık adayının karşısına bir sevgili veya saz çıkmaktadır. Rüyaların süsü ak sakallı bir derviş ve bazen bir, bazen üç dolu bardaktır. Bardağın rüyada tas halinde görünmesine de sık sık rastlanır. Ozanlara rüyada sunulan tasların içindeki mayilere “aşk dolusu” denir. Fars edebiyatının etkisiyle bade adını da almaktadır. Bunlar; erlik, pirlik ve aşk badesi diye adlandırılırlar''.

Aşık gelenek gereği ''genellikle bir usta aşığın yanında yetişir. Ondan hem usta deyişlerini, hem de sanatın icrasına ilişkin yol-yöntemler öğrenilir.

Aşık meclislerinde, kahvelerde bu ustaların sanatlarını icra ediş biçimlerini yeterince kavradıktan sonra, ustalaşan ozanlarda kendilerine çırak alır ve gelenek bu şekilde devam eder.

İşte bu geleneği devam ettirenlerden birisi de bizim içimizde kendisini adeta gizlercesine Amsterdam'da yaşamaktadır.

 

Esas adı Muammer Çalar olan aşığımızın mahlas ismi ''Âşık Çağlarî”dir. Uzun zamandır Amsterdamda yaşamasına rağmen onunla tanışmak ancak geçen sene gerçekleşti.

Elinde bir kaset omuzunda sazıyla Türkevi Derneği lokalinde buluştuk. Mütevazi, kendini pek anlatmayan, takdim etmeyen, övmeyen bir tip. Onun için olmalıdır ki aynı şehirde yaşamamıza ve kültür sanat işleriyle uğraşmamıza rağmen ancak yeni tanışabildik Âşık Çağlarî ile.

Âşık Çağlarî Karaman'ın Morcalı köyünde dünyaya gelmiş. İlkokulu bu köyde bitirmiş ve 1980 yılında aile birleşimi çercevesinde babasının yanına, Hollanda'ya gelmiş.

“Nereden geliyor bu aşıklık geleneği sende?” Sorusuna verdiği cevap aynen şöyle: “İlkokula devam ediyordum. Babam Hollanda’daydı. Annem okuma yazma bilmezdi. Ben ise okuyabildiğim ve yazabildiğim kadarıyla Annem ile Babamın arasında bir iletişim aracıydım. Babamdan gelen mektupları ben okurdum evde.

Annemin mektuplarını da genellikle ben yazardım babama. Katiplik yapardım. Annem bu mektupların arasına gurbetteki babama destanvari metinler yazdırırdı. Bütün bunları kafasından bilirdi annem.

Bu maniler benim üzerimde müthiş etkiler yaptı... Bende şiirler yazmaya başladım Merak sardı. O gündür bu gündür bir şeyler yazmaya ve söylemeye devam ediyorum.”

Peki Muammer Çalar’ın annesi bütün bu manileri, destanları nasıl ve nereden öğrenmişti? Oğul Çağlarî bu sorumuza da şöyle cevap veriyor: “Annem Karamanlı Âşık Mevlevî -Nuri Uzun'un kız kardeşidir. Dayım Nuri Uzun tanınmış bir Mevlevî ve şair ozandır. Dolayısıyle aşıklık ve şairlik aileden gelen bir özellik olsa gerek''.

Yukarıda da belirtildiği gibi, aşıklara ya bir üstad ya bir meclis tabiri caiz ise bir isim, bir ünvan, mahlas verirler.

“Âşık Çağlarî mahlası nasıl oldu?” sorumuza Çağlarî şu yanıtı veriyor:

Karaman’da Âşıklar Kahvesi (Derneği) vardır. Burada her yıl aşıklar şöleni düzenlenir. Ustalar, çıraklarını dener, aşıklar meclisinde aşık atılır, Gençlerin

ürünleri, hünerleri bir juri tarafından değerlendirilir ve ödüller verilir.

İşte böyle; Karaman'da yapılan bir yarışmada, 1987 yılında ben de bir şiirimle derece aldım ve juri bana o gün “Âşık Çağlarî mahlasını verdi.

O gün bugün aşıklar dünyasında böyle anılır oldum.”

Çağlarî’nin ödül kazanan HAMDOLSUN adlı şiiri şöyle:

 

Gönül atım girdi dostun bağına,

Çoban oldum ormanına dağına.

Bir damladan aktık dost ırmağına,

Sel olup çağlayıp aktık hamdolsun...

 

Aşk menendin içip nâra garıldık,

Ne o dosta küsüp yâra darıldık,

Toprak idik takla takkı yarıldık

İkilik kininden geçtik hamdolsun...

 

Arıyız,uçarız kırmızı gül'e,

Güller nazik ola dertli bülbül'e,

Çağlarîm der ahvalimiz kâmil'e,

Sual edip açtık açtık hamdolsun.

 

Âşık Çağlarî, artık kendisine bir görev verildiğine inanır ve çalışmalara başlayıp eserlerini çeşitli gazete, dergi, magazin ve antolojilerde yayınlar.

Çalışmalarında artık işlediği temalar  konular; demokrasi, insan hakları, barış, hoşgörü, eşitlik, ezilmişliğe isyan vb.üzerine yoğunlaşır.

Çağlarî, Karamanlı olduğunu hiç bir zaman unutmaz.

Karaman onun için Yunus'un da yaşadığı bir belde olmasından ötürü bir o kadar daha önemlidir ve bu sevgiyi şiirlerine şöyle yansıtır.

 

Karaman'da yaşadığın topraklardan,

Kalktımda geliyorum Yunus Emre'm..

Morcalı deresinde deli çaylardan,

Aktımda geliyorum Yunus Emre'm...

 

Hoşgörü adeta Çağlarî ile eş anlama gelmiştir. Onlarca, belki yüzlerce şiirinde hoşgürü ve toleransı anlatır, dile getirir Çağlarî. Mevlana felsefesinde olduğu gibi: “Hepimiz biriz öyleyse bu didişme bu boğuşma niye?” diye sorar.

 

Adem'den Havva'dan geldik biz cihana,

Bakma farklı lisan dil konuştuğuna..

Dünya insanlarının tüm mutluluğuna,

Eşitliği yazın yazın ta ilk başlara.

 

Çağlarî'nin eserleri özellikle ''Lütfi Peşket, Mürsel Sinan, Sebahattin Öztütüncü ve diğerleri tarafından türkü, şarkı ve ilahi olarak bestelenip okunmaktadır.

1998’de TRT radyo “Kim ne demiş?”, 1999 TRT’de “Allı turnam”, 2000’de Kanal 7’de “Gönüldağı” proğramı, 2001 TRT’de “Alo Türkiye’nin Sesi”nde toplam 22 eseri yer almış.

1997’de “Hoşgörü” adlı müzik kaseti, “2000 Şiir Antolojisi” ve “Gurbetten Sılaya” şiir kitabını yayına hazırlamış olan Âşık Çağlarî, Mesam ve Anasam üyesidir.

Amsterdam'da hayatını sürdüren Âşık Çağlarî son günlerde yeni türkülerinden oluşacak ikinci kasetini hazırlamaktadır.

Günümüzdeki ilgisizliğe rağmen,Anadolu kültürünü ve aşık geleneğini yaşatma mücadelesi veren Âşık  Çağlarî’lere selam olsun.

 

Veyis Güngör

12 07 2003 Dünya gazetesi


 

SILA GÖNÜLDE GİZLİ

 

 

BEN OZANIM

 

Değilim ki falan filan. ben ozanım halk ozanı..

Elde saz dilimde destan, ben ozanım halk ozanı...

 

Ledunni yazarım herdem, barış, sevgi, hoşgörüden

Arınmış nefreti kinden, ben ozanım halk ozanı.

 

Cefakârım sevdalıyım, hangi birini sayayım

Ne bir taş, ne kayayım, ben ozanım halk ozanı.

 

Halkımın rehberi benim, türküler dolu defterim

Sırma telde name benim, ben ozanım halk ozanı 

 

Kalemimdir volkanım, mürekkebimdir kanım

Ben benden öte bir canım, ben ozanım halk ozanı.

 

Sazımdır gönlümün sesi, vurur yaralar ezgisi

İçimde vatan sevgisi, ben ozanım halk ozanı...

 

                         (Ledunni: Şiirler-Dörtlükler)


'

 

NEYİN VAR GÖNÜL

 

Hani gönlüm aşık idin bir zaman,

Davasız dalgasız durgunsun şimdi.

Ey şair ruhlu yar ey kemter ozan

Aruzsuz, vezinsiz solursun şimdi.

 

Nicedir mecalin neyin var bugün?

Rüya mı gerçekmi nedir gördüğün?

Görenler zanneder derdin kırk düğüm,

Düğümsüz ilmeksiz bağlarsın şimdi...

 

Gür sesli saz idin sırma tellice;

Bir türkü söylerdin sen ahenklice.

Buğulu gözlerin ıslak nemlice,

Leyla’sız Mecnun’suz ağlarsın şimdi.

 

Yunus idin Tabtuk kapılarında.

Yusuf idin aşkın kuyularında.

Poyraz eser idin bozkırlarda

Ahdsız amansızca suskunsun şimdi..

 

Karacoğlan idin Veysel’e koşan,

Köroğlu olurdun çamlıbel aşan,

Bu sen misin miskin miskin dolaşan,

Hırkasız himmetsiz yaşarsın şimdi.

 

Gülistanda güldün yaprak açardın,

Arı gibi çiçek, çiçek uçardın,

Eyüp gibi dertli düşkün naçarsın,

Devasız, dermansız yatarsın şimdi.

 

Aşık isen hakka susamazsın sen,

Aşk elinden uzak kaçamazsın sen,

Kırıp dertli sazın atamazsın sen,

Usülsüz üslupsuz çalarsın şimdi.

 

Çağlarî'm der çağlamadan akılmaz

Akmayan pınardan suyu alınmaz,

Kader deyip yan gelip de yatılmaz

Boransız bulutsuz çağlarsın şimdi.

           

 (Kemter: Günahkar, aciz)


  

 KARAMAN

 Karaman'ın diyarında,

Gezmeye gel gezmeye.

Ayvalı turunç narından,

Ezmeye gel ezmeye.

 

Sadıkların tekkesini,

İlim irfan merkezini

Mehmet Bey’in kalesini,

Yazmaya gel yazmaya.

 

Aşıkların harmanında,

Nine hatun Gevher Ana

Erenlerin devranında,

Yüzmeye gel yüzmeye.

 

Larende bir diğer adı,

Yüz yılların yadigâ

Kaç kavim savdı uğurladı,

Sezmeye gel sezmeye. 

 

Salur Bey’in obasına,

Sultan Valet duasına

Aşranlılar yuvasına,

Gezmeye gel gezmeye.

 

Yunus Emre divanına,

Mehmet Bey’in fermanına

Piri Reis limanına,

Yüzmeye gel yüzmeye.

 

Öz Türkçe’nin kaynağına,

Mor koyunun kaymağına,

Sadıkların oymağına,

Gezmeye gel gezmeye.

 

Karaman'a ulaşmak rahat,

İlim, edebiyat, sanat

Tarihte belge maslahat,

Dizmeye gel dizmeye.

                 

            ( 1999 )


 

Bir Savaş Çocuğunun Annesine Zerzenişi  (yakınması)

Dünyaya gelmeyi ben mi istedim anne!

Neden beni büyütüp besledin sen anne?

Dünya güzel yaşamakda güzel dedin de,

Bana savaşlardan söz etmedin hiç Anne...

 

Oku dedin; okudum kitaplar dolusu,

Sayfalar kan, göz yaşı, barut kokusu..

Gahi falanın, gahi filanın ordusu,

Bana savaşlardan söz etmedin hiç Anne...

 

Bir dem Roma devri, bir dem Osmanlı varmış!

Birinci dünyayı ikinciye sayarmış.

Stalin bombalar, Hitler fırına atarmış,

Bana savaşlardan söz etmedin hiç Anne...

 

Tarihler boyu kavimleri hep helâk olmuş,

İsrail'de savaş bir asır sürüyormuş,

Saddam denen likit gazı atıp savururmuş,

Bana savaşlardan söz etmedin hiç Anne...

 

Pentagon varmış adaletin avcısı,

Hiroşima’da, Vietnam'da tüter bacası,

Çernobil varmış nükleer gücün hocası,

Bana savaşlardan söz etmedin hiç Anne...

 

Ruanda, Somali, Afrika, Afganlılar,

Dün Ortadoğu, Kafkasya, bugün Balkanlar..

Bebeleri de vururlar mı anne savaşanlar?

Bana savaşlardan söz etmedin hiç Anne...

 

1993


   

MORCALI KÖYÜ

 

Dede dağı ile vermenin arası,

Morcalı Köyü’nün yegâne merası.

Medeniyet diyarı gönlümün aynası,

Ah ne güzeldir benim o şirin köyüm.

 

İki mescidi vardır bir de camisi

İlkokulu, hanı, odası meclisi

Dillere destan gözün suyu çeşmesi

Ah ne güzeldir benim o şirin köyüm..

 

Fukara gönlümün sıla sevdası

Bir yanda boyalığı  var ve mandırası

Görmeye değer ilginçtir manzarası

Ah ne güzeldir benim o şirin köyüm..

 

Yaslanmış yatar iki yamaçta köyüm

Özlemi var gönlümde dost düğüm, düğüm

Kınalı kekliğim ah güzel hüyüğüm

Ah ne güzeldir benim o şirin köyüm.

 

 (1998)


 AHDİ AMAN

 Ey rüyalar perisi, şu gönlümün prensesi

Kapında kul olmak dilerim Yunus misali.

 

Pişmek için narına aşkın, dost dergâhında

Mihman eylermisiniz çilegâhınızda kul garibi.

 

 (2002)


 

 

YUNUS EMRE'M

 

Karaman'da yaşadığın topraklardan,

Kalktım da geliyorum Yunus Emre'm..

Morcalı deresi’nde deli çaylardan,

Aktımda geliyorum Yunus Emre'm...

 

Yesevi'nin köprüsünden yollarına,

Çıktım da geliyorum Yunus Emre'm..

Tabtuk Emre, Balım Sultan güllerinden,

Seçtim de geliyorum Yunus Emre'm..

 

Ahi Evran, Hacı Bektaş Velilerden,

Geçtimde geliyorum Yunus Emrem..

Arifler ceminde kevseri Ali'den,

İçtimde geliyorum Yunus Emre'm..

 

Mevlana'nın “gel yine gel” çağrısına,

Coştumda geliyorum Yunus Emre'm..

Dervişlerin himmet kağnısına kendim,

Goştumda geliyorum dost Yunus Emre'm..

 

Sevginin deryasına gönlümü yelken,

Açtım da geliyorum Yunus Emre'm..

Hoşgörüye davet Çağlarî'm der serden,

Geçtim de geliyorum Yunus Emre'm.

 

1988


 

 GARİP KALDIM ANNE

 

Yarim yaranım yok uzak diyarda

Onulmaz yaram var sinem ağında

Yol vermiyor dağlar engel arada

Garip kaldım yaban ellerde Anne...

 

Beden burda yaşar gönlüm sılada

Her gece köyüm var rüyalarımda

Garip kuşlar gibi ah ile zârda

Garip kaldım yaban ellerde Anne...

 

Hasretlik ölümden betermiş meğer

Yavrularım sunam gözümde tüter

Neyleyim tecelli böyleymiş kader

Garip kaldım yaban ellerde Anne..

 

Çağlamak istesem de çağlayamam ben

Ağlamak istesem de ağlayamam ben

Bir deli gönlümü eyleyemem ben

Garip kaldım yaban ellerde Anne...

 

Sevdiklerim nerede ben nerede

Mesken kurup kaldık yaban ellerde

Çağlarî der koymayın bizi bu yerde

Garip kaldım yaban ellerde Anne...

 

 1987


 

GURBET

 

Göçmen kuşlar gibi göç gater,gater

Gurbet, gurbet gider yolumuz bizim...

Her mevsimde başka renk başka amber

Gurbet gurbet tüter gülümüz bizim....

 

Sılayı gönülde gizem yapmışız

Gurbet gurbet sızar yaşımız bizim...

Hasret hırkasını melanet takmışız

Gurbet gurbet kaynar aşımız bizim...

 

Gözlerim ufukta şafağı bekler

Gurbet gurbet uzar gecemiz bizim...

Nazlı yar sılada yolumu gözler

Gurbet gurbet yazar hecemiz bizim...

 

Dört yaşında geldi yaş kırka vardı

Gurbet, gurbet ağrır başımız bizim...

Baba oldu, dede oldu kırardı

Gurbet gurbet gezer salımız bizim...

 

Dost Çağlarî'm çağlar hasret nehrinde

Gurbet gurbet yanar içimiz bizim...

Anamı, sılamı görürüm düşte

Gurbet gurbet rüya düşümüz bizim.

 

 1991


  

ÇOBAN

 

Ben bir garip çoban iken Anadolu’da

Köyümde sürümü sürer güder gezerdim.

Mutlu bahtiyardım var hep çoban kalaydım

Yayıktan ayranım süzer yayar gezerdim.

 

Özgürdüm özgür havadaki kuşlar kadar

Gökyüzünde kanat açar çırpar gezerdim.

Meskenimdi benim bütün dağlar ovalar

Sırtımı yamaçlarına yaslar gezerdim.

 

Mor koyunum ve kara kuzularım vardı

Yününü kırkar, sütünü sağar gezerdim.

Soğuk sulu yaylalarım  kavalım vardı

Aklıma estikçe şöyle çalar gezerdim.

 

Fakirdim yoksuldum belki ama mutluydum

Yokluğu sineme sarar bağlar gezerdim.

Sıcacıktı mutluluk doluydu hep yuvam

Deli çaylar gibi coşkun çağlar gezerdim.

 

Umut olunca şu Avrupa Alamanya

Aramızdan gidenleri sayar gezerdim.

Ayrılık oku gelipte vurunca cana

Sinemde yaralarımı bağlar gezerdim.

 

Şimdilerde ben de Alamancıyım gayri

Mercedesim  BMW'm olacaktı hani?

Huzursuzum hep ürkek tavşanlar misali

Gizlice köşelerde hep ağlar gezerim.

 

Dağların o kekik kokusuna hasretim

Çakır dikenlerin özler arar gezerim.

Alışamadım kahrına zalım gurbetin

Ferhat gibi ciğerlerim dağlar gezerim.

 

Çoban Çağlar olaydım aşım olmasaydı

Kötü talihime yanar ağlar gezerim.

Yaşlandım gurbet ellerde saçım ağardı

Ağaran saçlarımı ahhh yolar gezerim.

 

 

 (2002)


  

 

ANA

 

Derdimin ortağı, ey başımın tacı anam

Sensiz şu gaddar dünyaya ben nasıl katlanam.

Hakkın helâl eyle  affet beni affet anam

Bilmem nasıl öderim senin hakkını Anam...

 

Muhtacım merhametine şefkatli sevgine

Dua eder hayır dilerdin her bir işime

Bin yıl uyurum bir an giriversen düşüme

Bilmem nasıl öderim senin hakkını Anam...

 

Uzunca uzanıp ta baş koyunca dizine

Senin o eşsiz sevgin sarar şefkat bezine

Hızır olur da yetişirdin müşkül derdime

Bilmem nasıl öderim senin hakkını Anam...

 

Gözümde tütüyor o şark odalı evlerin

Isdar kurup da kilim dokuduğun günlerin

Ver öpeyim doya doya mübarek ellerin

Bilmem ki nasıl öderim senin hakkını Anam...

 

Sırtımda kâbelere götürsem de az gelir

Şol Cennet ayaklarıyın altında uz gelir

Yavrum deyişin yeter dünyalar vız gelir

Bilmem ki nasıl öderim senin hakkını Anam.

 

             (1999)


 

MEVLANA

 

Mevlana üstadım şu yeşil Konya'da,

Döner hu rahman hu deyu semalarda.

Âşıkları yanar yakınır dünyada

Çağrı yapar birliğe gel hu gel deyu..

 

Mevlana üstadımın yeşil türbesi,

Semaya kalkmış hu der mimli kubbesi.

Gel eyler cümle canı yermez herkesi,

Ritim tutmuş döner hu rahman hu deyu..

 

Nur sızıyor nur dünyaya  Mevlana’dan,

Âşıkların harman olduğu mekândan.

Yedi yüz yıldır hicazet devranından,

Ritim tutmuş döner hu rahman hu deyu..

 

Der’ki aramayın bizi kabirlerde,

Yerimiz kabirde değil gönüllerde.

Günün hem doğduğu  hem battığı yerde,

Ritim tutmuş döner hu rahman hu deyu.

 

1988


 BAŞKA BAŞKADIR

 

Bazı yollar vardır dost yol görülmez,

Bazı kırlar vardır ki kır sürülmez,

Her ot lahana olup da dürülmez,

Yonca başka gonca başka başkadır.

 

Dağlar vardır yanar durur özünden,

Erler vardır anu bulur sözünden,

Bir yar vardır ki hiç düşmez gözümden,

Ağyar başka o yar başka başkadır.

 

Bülbüller o gülün nesine hayran ?

Dikenine konar da sanır ki seyran,

Sevda serde tüter alalen rüyan,

Rüya başka hülya başka başkadır..

 

Çeşmimde çağlar Çağlarî'm şelale,

Aşıksın belli gül yüzlü bir cemale,

Varma gel gıybete girme vebale,

Gayya başka gaye başka başkadır.

 

             (1998)


 ADALET İSTİYORUM

 

On değil, beş değil, iki bine iki kala,

Cumhuriyetin yetmiş beşinci yılında,

Kilit vurduk ikibin ikiyüz yirmi iki okula,

Ben okulumu istiyorum; beyim okulumu...

 

Ben demokrasi istiyorum; demokrasi!

Sen diyorsun yamukrasi, pamukrasi,

Eğitimdir gelecek çağın doğru adresi.

Ben okulumu istiyorum; beyim okulumu...

 

Ben hürriyet istiyorum, inanç özgürlüğü,

Sen gösteriyorsun bana bürokrasi amirliği,

Tanımam bürokrasi, bilmem rektörlüğü.

Ben okulumu istiyorum; beyim okulumu...

 

Ben mebus olmak istiyorum; mebus!

Sen gösteriyorsun bana, asker, mapus.

İnsana yaraşan ilim bilim iktisat tahsis.

Ben okulumu istiyorum; beyim okulumu...

 

Ben okumak isteyen okuluna aşık, tutsak.

Ben konuşmak istiyorum; özgürce konuşmak.

Sen diyorsun; sus demokraside bunlar yasak.

Ben okulumu istiyorum; beyim okulumu...

 

Ben doçent olmak istiyorum; doçent doktor!

Sen diyorsun; eğitim reformu bu yeni faktör.

Ey! çağdaş figüran ey! kel başlı baş aktör!

Ben okulumu istiyorum; beyim okulumu..

 

Ben okulumu istiyorum; beyim okulumu.

Sense istiyorsun sana lânetler okumamı

Bu nasıl sistemdir alır elimden eğitim hakkımı

Ben okulumu istiyorum; beyim okulumu.

 

 

2000


 SENDEDiR SENDE

 Her şey sendedir hey insanoğlu sende.

Daha ne ararsın’ki sen başka yerde ?

Yoksa gönülde ihlas denen bir zerre,

Ne gül açar ne bülbül öter seherde...

 

Bülbül cevreyler ise gülün nazına ,

Dünya boştur gayri boş onun gözüne.

Kişi özünü yansıtırsa sözüne,

İkrarı elektir eğrisine düzüne...

 

Seherde sahralarda yaf yaf dövünen,

Âşık odur’ki aşk babına bürünen.

Arif olmaz her takke ile görünen,

Kamil odur ki kudretten sürmelenen...

 

Dikenli yollarda aşkın sahrasında,

Hay dönmedinse sen gönül semasında,

Girmeyince cenge nefis emare safında,

Er olamazsın dervişlerin sofrasında...

 

Evliyalar sultanı o gönül üstadı,

Bunca müritlerin arzusu muradı,

Yemen’de Veys adında bir garip vardı,

Meşayih tacın hırkasın ona yolladı.

 

 1990


 

YAZ BAHAR AYLARI

 

Erise Buzları Dağların / Açsa Çiçekleri Baharın

Bal Olur İşlevi Arının / Yaz Bahar Ayları Ne Güzel.

 

Kuzular Meleşir Kırlarda / Şırıldaşır Sular Çaylarda

Filizler Domarır Dallarda / Yaz Bahar Ayları Ne Güzel.

 

Leylekler Dönüşür Yuvaya / Güzeller Akışır Yaylaya

Köylüler Koşuşur Tarlaya / Yaz Bahar Ayları Ne Güzel.

 

Can Düşer Toprağa Bereket / Canlıda Gözlenir Hareket

Seyreyle Dağları Rengarenk / Yaz Bahar Ayları Ne Güzel.

 

Gül Kokar Gül Dağlar, Ovalar / Çör Çöp Çeker Telaşla Kuşlar

Meyveye Oturur Ağaçlar / Yaz Bahar Ayları Ne Güzel.

 

İğdeler Açılır Saçılır / Koyunlar Kuzudan Seçilir

Yayıkta Ayranlar İçilir / Yaz Bahar Ayları Ne Güzel.

 

            (1999)


 EŞİTLİĞİ YAZIN TA BAŞLARA

 

Dünya düzeninde fermanlar yazanlar;

Eşitliği yazın yazın ta ilk başlara..

Cuntalarla yazıp yazıp da bozanlar;

Eşitliği yazın yazın ta ilk başlara.

 

Senlik benlik denen şu kavgalar bitsin !

Barış rüzgarı olsun hoşgörü essin.

Haksızlıklar son bulsun adalet gelsin !

Eşitliği yazın yazın ta ilk başlara.

 

Adem'den, Havva'dan geldik biz cihana,

Bakma farklı lisan dil konuştuğuna..

Dünya insanlarının tüm mutluluğuna,

Eşitliği yazın yazın ta ilk başlara.

 

             (1989)


 

GÜN

BU GÜNDÜR

 

Habil’den Buşh’a-Blair’e her dönemde

Kan kusan, kin kusanlar dört mevsimde

Biline barış gerek gayri bu gündeme

Gelin bir olalım bir gün bu gündür.

 

Alevi sünnisi her bir mezhebi

Bir olalım bir, bırakın hasedi

Kardeş kavgası kime ne yarar verdi ?

Gelin bir olalım bir gün bu gündür.

 

Pir Sultanlar der canlar sevdamız bir

Fark etmez deli derviş hepsi de bir

Pak eyle gel özünü kalmasın kir

Gelin bir olalım bir gün bu gündür..

 

İncil, Zebur, Tevrat, Kur-an okurlar

Zikreyler zihinde huzur bulurlar

Topraktan gelirler toprak olurlar

Gelin bir olalım bir gün bu gündür.

 

Can Yunus sever idi arıyı çiçeği

İncitmezdi karıncayı böceği

Hoşgörüyle barış sevgi örneği

Gelin bir olalım bir gün bu gündür.

 

Mevlana der ki gel her kim olursan ol

Çağlarî hür insan bir tek Allaha kul

Gönülden gönüle uzanır çok yol

Gelin bir olalım bir gün bu gündür..

 

 

1997


  

EY GÖNÜL

 

Yetmiş yıl sefasını sürdün dünyanın,

Yedi mil öteye varmadın ey gönül.

Yıla benzer bir an olan şu rüyanın

Aslını ehline yormadın ey gönül.

 

Mal dedin, mülk dedin, han dedin, köşk dedin

Parsel parsel tapuladın sahiplendin.

Evrende baki kalırım mı belledin,

Tamaha düştün sen doymadın ey gönül.

 

            (2000)


 

BURASI

BENİM ÜLKEM

 

Amerikan Rus derken uzay çağı astronom!

Benim ülkemde hala fener-cim bom bom.

Mekik dokurken uydular füze atom,

Benim ülkemde hala temel iki kürek kum.

 

Dünya gideriken uzay mars yoluna,

Bizde hâlâ Ali Osman sahil boyuna,

Çoban ararken bilim kopya koyuna,

Benim ülkemde hala kilit asarlar okula.

 

Enerji atomoloji jeo terminal,

Benim ülkemde hâlâ damacan minaral.

Yer altı kaynakları hazine ana kapital,

Benim ülkemde hâlâ karara iptal.

 

İnsan insanı vuruyor acep garazı ne?

Savaşın barışa olan marazı ne

İnsan haklarının sınırı ne? barajı ne?

Bizde hâlâ panzer konar ev üstüne.

 

Çağlarî'm baharda çağlayanım kurudu,

Bilmem ki nerelerde yattı da uyudu.

Eğitimdir! Gelecek çağın yeşil umudu;

Bizde hâlâ yağmur duası bekler bulutu.

 

 1996


 GEÇTİ BU GÖNLÜM

 

Bir güzele meyil verdim vereli 

Vallahi serden geçti şu gönlüm.

Aşk bağına girip gülün dereli

Dem bedem sakiler içti şu gönlüm.

 

Âşık mıyım sevdalı mı ben neyim?

Gözyaşım saki kadehlerde meyim

Aşkına kul olmuş bir mihmaneyim

Gel gör ahüzara düştü şu gönlüm.

 

Çağlarî der ki dost bu nasıl sevda?

Tüketti ömrüm sürmeden dem sefa

Yaradan olur ancak derdime deva

İkrarsız sevdadan geçti şu gönlüm.

 

 

1985


   

CANI NEYLERİM

 

Göz koymuşum al yanağa döşüne

Sevmişim sevdalım canı neylerim.

Deli gönül avcı düşmüş peşine

Sevmişim sevdalım canı neylerim.

 

Al yanaklım bal dudaklım şekerim

Sevdana düşeli derdi beterim

Yana yana hasretini çekerim

Sevmişim sevdalım canı neylerim.

 

Gözde sürme al yanakta gamzeler

Deli eder deli derdim tazeler

Çağlarî’nin katli vacip deseler

Sevmişim sevdalım canı neylerim.

 

 

 1987


 O DERVİŞ YUNUS

 

Tabtuk dergâhından feyizler alan

Yanan Yunus idi o derviş Yunus.

Gönlünü derin ummanlara salan

Dalan Yunus idi o derviş Yunus.

 

Gezer idi iki arşı âlâ

Sevgi ile yoğururdu mayayı

Barış hoşgörü bir edip davayı

Bulan Yunus idi o derviş Yunus.

 

Yetmiş üçe hep bir nazar eyleyen

Her dem hakkı hakikati söyleyen

Aşk elinde kendin heder eyleyen

Kanan Yunus idi o derviş Yunus.

 

O bilmezdi kin ile kem hiddeti

Diler idi özde haktan mededi

Şu fani dünyaya meyil vermedi

Canan Yunus idi o derviş Yunus.

 

 

1988


  

GAFLETTEN UYAN

 Uyan be insanlık gafletten uyan

İnsandır Bosna'da sersefil olan

İnsan hakları barış gücü yalan

Gel insanlık gayri gafletten uyan...

 

Çeçenistan’a seyirci kalanlar

Yazar senaryolar çizer planlar.

Barış gücü  nato falan filanlar

Ne insanlık gayri gafletten uyan...

 

Tiyatroda Fransız Amerika

İngilizler alkış tutar kahkaha

Saddam’a ikaz verenler sabaha

He insanlık gayri gafletten uyan...

 

Umut operasyonu der Somali’ye

Toplandılar bak ortak bir kümeye

Fareyi arslan kılarlar kediye

Be insanlık gayri gafletten uyan...

 

Bosna’da, Karadağ’da katliamlar

Nerde barış gücü can kurtaranlar ?

İsrail’e susar Filistin’e yumruklar

De insanlık gayri gafletten uyan...

 

Deyyusluklara adalet diyenler

Adaleti kimlere niçin verirler?

Katledilirken çor çocuk gelinler

Sen insanlık gayri gafletten uyan.

 

   (1993)


 GÖZ YURDUM

 

Öz yurdum hilal gözlü dilberim!

Solmasın ümidin pak hayallerim

Gülümde şakıyan seher bülbüllerim

Öter gurbet hasret var deyu deyu.

 

Güzel yurdum güzellerin güzeli!

İstikbaldir göklerdeki hilali

Serrimdeki sevda serde tecelli

Yeter gurbet hasret zor deyu deyu.

 

Öz yurdum seni yazdım cihanda

Okusun nesiller dergâh divanda

Tenim toprak toprak eser tufanda

Gider hasret gurbet bor deyu deyu .

 

Göz yurdum benim canım anamdır!

Şehit düşen dedem oğlu babamdır!

Mahşere dek namusum davamdır!

Yazar gurbet hasret ar deyu deyu .

 

 2001


 

ÇAL ETTİN BENİ

 

Nere gidem gönül senin elinden ?

Her olur olmaza kul ettin beni...

Ayırdın bülbülüm gonca gülümden, 

Akçeye yar olmaz pul ettin beni...

 

Bir ahu ceylana kıldın nazarım

Tünedin virana kurdun pazarım

Dokunma sineme gayri bizarım

Yanardağ özüydüm kül ettin beni...

 

Çağlarî dertlenir budala gönlüm

Harcadın gençliğim tükettin ömrüm

Soldurdun eyvanda tez gonca gülüm

Bahçeye yaraşmaz çal ettin beni.

 

(1992)


 GAZEL OKUR GEZER GÖNLÜM

 

Dünyayı düşünde görmüş

Gazel okur gezer gönlüm...

Dört mevsim ona baharmış

Gazel okur gezer gönlüm...

 

Başında bir deli sevda

Gazel okur gezer gönlüm...

Meramı yokmuş dünyada

Gazel okur gezer gönlüm...

 

Güfte güfte makam makam

Gazel okur gezer gönlüm...

Cihanı bellemiş mekan

Gazel okur gezer gönlüm...

 

Türkü türkü destan destan

Gazel okur gezer gönlüm...

Usulsüz üslupsuz sustan

Gazel okur gezer gönlüm...

 

Cümbüş cümbüş, tempo tutar

Gazel okur gezer gönlüm...

Üçe alır beşe satar

Gazel okur gezer gönlüm...

 

Kafeste bülbül misali

Gazel okur gezer gönlüm...

Bağlamamda tel misali

Gazel okur gezer gönlüm.

 

 

            (1996)


  

HOŞGÖRÜ

 

Gönlümde öyle bir dergâh kurdum ki azizim

Can bildik insanı serde can canan eyledik

Ey gardaşlar, yoldaşlar, mihmanlar, ey yarenler

Yermedik alemi her kim olursan ol gel dedik...

 

Elde fener eylemeli önder bir rehberi

Işık tuta yol göstere yol hakkın feneri

Ey ehli beyti ala şehadet edenleri

Yermedik alemi her kim olursan ol gel dedik...

 

Gönül evindeki manastır olan tekkeyi

Tavaf edenler irşad ile giyer takkeyi

Dilersen var git mesken tut haremi kâbeyi

Yermedik alemi her kim olursan ol gel dedik...

 

 1992


  

TELLAL GETİRİR

 

Kişi kâmil bilmez ise dost kendini !

Yıkar gidermiş insanlığın bendini.

Pay etme derler ya cahil ile derdini !

Yayar gider alemi tellal getirir.

 

Kişi meyil ederse fani dünyaya,

Her gün dalarmış başka başka hülyaya..

Ne deli rüzgara benzer, ne fırtınaya,

Tozar gider yelime zeval getirir.

 

Kişi düşünmez ise bugün yarını,

Büyük oynarmış o hayat kumarını.

Her fırsatta beller geçermiş ananı,

Satar gider ceddime vebal getirir.

 

Kişi ikrarsız ise eş dost kardaşa,

Maşa yapar yakının sokar ataşa..

Kendini aynada dev gören budala,

Çatar gider neslime celal getirir.

 

Kişi bilmez ise aşk ile erdemi,

Bulandırırmış duru çayı sırdemi.

Yermeyince o ayıp ile mahremi

Şaşar gider sanma ki ikbal getirir.

 

 (1999)


  

HÜRİYETLER

 

Hür yaratmışken insanı yaradan

Çekilsin engeller kalksın aradan.

Evrensel hukuk, toplumsal yasadan

Hürriyet ehliyetin almalı her bir insan.

 

Yaşamak her canlının evrensel hakkı

Ömür takviminde süreleri farklı farklı

Doğ yaşa öl sihirli bir üçgene bağlı

Her canlının yaşamak en tabi hakkıdır hakkı.

 

Eğitim kutsaldır yaşam hakkı kadar

İlim bilim tahsil  edin buyurur kitaplar

Alınmaz verilir çocuklara sonuna kadar

Eğitimle istikbal bulur nesiller kuşaklar..

 

Eşittir insanlar bir anadan bir babadan

Farklı ses yükselse de her bir kafadan

Birini diğerine takas edip üstün kılmadan

Eşitlik dengesi kurulmalı mevcut yasalarda.

 

İnanç özgürlüğü insana yaraşır

Herkes inandığıyla hakka ulaşır

Yaradan Mevla yarattığını elbet ki tanır

İnanç Allah’la kul arasında kim ne karışır.

 

Fikirler başka başkadır rengârenk

Her renkte gizlenir binbir ahenk

Fikre düşünceye açılmazmış savaş cenk

Özgürce fikrini beyan edebilmeli her fert.

 

İnsanda fikre zincir hem suç hem gaflet

Düşünce penceresi ufka açılacak elbet

Düş düşünce insana mahsus akıl sır himmet

Her düşünceye açık olup saygı duyulmalı elbet.

 

 2000


  

KOSOVA

 

Ekranı açmaya elim varmıyor elim,

Reklamlarda kan dehşet haberlerde ölüm.

Nedir bu savaşlar mazlum insana zulüm,

Kosova değil yanan benim yüreğimdir.

 

Hani nerede hükümdarlar hükümranlar?

Nicoldu Hitler hani çarlık  figüranlar?

Kanayan yara olmuş kanıyor balkanlar,

Bosna değil kanayan benim yüreğimdir.

 

Utansın insanlık tarihinden utansın,

Yirminci yüzyılda çağlardan ders alsın,

Cinayeti zafer sayan zihniyet batsın,

Kosova değil yanan benim yüreğimdir.

 

Attığın her mermi sırp müslümanı değil,

Gelir beni vurur ta yüreğim özünden,

Yaptığın her harp ırkı meshepleri değil

Gelir beni bulur gez göz ve mim izinden.

Kosova değil yanan insanlığın yüreğidir.

 

            (1999)


 

A BENİM KARDAŞLARIM

 

Dostum yok ya dostum düşman arama,

Sağ olası kardaşlarım var ya benim.

Merhem diye tuz ekerler yarama,

Sağ olası kardaşlarım var ya benim.

 

Menfaat çıkar olunca şu konu,

Kimi kepi attı kimi şifonu.

Ali Cengiz olur oynar oyunu,

Sağ olası kardaşlarım var ya benim.

 

Dursun desende duramaz yerinde,

Kırk tilki var her birinin cebinde.

Hesap günü gelir çatar birinde,

Sağ olası kardaşlarım var ya benim.

 

Huri melek sandığın masum yüzler,

Kimi kuyu kazar kimisi düzler.

Ay ışığı kadar kâr etmez sözler,

Sağ olası kardaşlarım var ya benim.

 

Böbürlenme Çağlarim beş kardeşinle,

Ne desen boş ne desen boş nafile.

Sağlığında tükürürler leşine

Sağ olası kardaşlarım var ya benim.

 

             (2001)


 GURBET OCAĞI

 

Güneş batıp da ufkunda yıldızlar doğanda

Karanlık çöker içime gurbet ocağında...

Boran sis bürür hüzün çöker gönül dağıma

Yalnızlık çöker içime gurbet ocağında...

 

Ayrılık acısı ölümden betermiş beter

Yalnızlık çöker içime gurbet ocağında...

Can mı dayanır bu hasrete ömür mü yeter

Yalnızlık çöker içime gurbet ocağında...

 

Uzar gider geceler sanki asırlar kadar

Gözümde canlanır hep mazideki anılar

Ruhum daralıyor, yüreciğimse kan ağlar

Yalnızlık çöker içime gurbet ocağında.

 

   (1995)


AŞK YARASI

 

Yârmi sevilirmiş gizli gizlice

Aşk yarası derin aman efendim.

Kara sevda yaman incedir ince

Aşk yarası derin aman efendim.

 

Sevip alamayan gönül köşküne

Yaşıyom demesin boşu boşuna

Benzemez hançere yağlı kurşuna

Aşk yarası derin aman efendim.

 

Çağlarî der gizli gizli sevmeyin

Varıp aşkı yâre beyan eyleyin

Ser verinde gençler sırrı vermeyin

Aşk yarası derin aman efendim.

 

2002


  

 Sevgi Damlacığı

 

Nadide bir gül gibi öpe koklaya büyüttüğüm

Sevda çiçeğim

süt kokulum

sarı çiğdemim.

Hoş geldin köhne dünyama

sen hoş geldin.

Gelişinle bahar geldi talan olmuş viraneme..

Gözümün nuru

varlığımın gerekçesi

Yaşama sevincim

vakitsiz açan gül

bunca yıldır nerelerdeydin ?

çatma öyle kalem kaşlarını

ağlama dayanamam

gülümse

bak gülmek ne kadar da yakışıyor sana

gamzelerinde güller açıyor

yumuş yumuş ellerinle tut oyuncaklarını

Kanlı zalımların cirit attığı bu çağda

Bilmem gelmekle iyi mi kötü mü ettin?

Hiroşima canileri hortladılar Bağdat’ta

bebeleri katlederler kundakta

Bilmem gelmekle iyi mi kötü mü ettin?

           

            (2003)


  

BEN IRAK'LI BİR ÇOCUĞUM

 

Sizler dünyalı

Bense

Iraklı bir çocuğum

Bağdat’ta dünyaya gelmek tek suçum

geceleri dehşet kâbus düşlerim

her şafak topa tutulur umutlarım...

Ey insanlar ey dünya çocukları

sizin evinize hiç bomba düşdü mü?

Oyuncaklarını bırakıp kaçtınız mı?

siren sesleriyle irkildiniz mi yerinizden?

cehenemi andıran alevler arasında can veren

çığlıkları duydunuz mu hiç?

Okul aracınız füzelere hedef oldu mu?

çok sevdiğin baban yaralandı mı?

annen ağladı mı?

Kan damladı mı sofranıza?

ambargo kondu mu yarınlarınıza?

Ey dünyalılar durdurun bu Hiroşima canilerini

bebek katillerini

Savaşlar olmasın

bebeler ölmesin

yürekler yanmasın

anneler ağlamasın

 

Çıkar petrol dolu dünyalar sizin olsun

ama benim çocukluğumu

çocuk dünyamı bana geri verin.

Ben sevgi çieçeklerinin açtığı

barış kuşlarının şarkılar söylediği

o temiz saf berrak dünyamı istiyorum

Verin benim dünyamı

barış istiyorum

çocukluğumu istiyorum

her dünyalı çocuk gibi benim de yaşamak hakkım olmalı

Ey dünyalılar durdurun bu Hiroşima canilerini

bebek katillerini

Savaşlar olmasın

bebeler ölmesin

yürekler yanmasın

anneler ağlamasın

ben savaşsız

barış dolu dünyamda

okul bahcemde özgürce oynamak istiyorum

           

 

            (2003)

 


 

Öyle Efkarlıyımki

 

Dostum Çağlarî'ye

 

Aşılmaz dağlardı yükledim yarınlarıma

çekilmez kahırlardı

bitmeyen ahlardı

yollara özlemimi, yıllara ömrümü taşıdım

donan yüreğimdi dünya

içine kırık sevdalarımı sakladığım

 

beyaz bir güvercindi oğlum

al bir tomurcuk kızım

tuttukça parçalandı soluğum

yaklaştıkça ıradı yıldızım

 

fırtınadan fırtınaya tutuldum

rüzgârdan rüzgâra

düşleri dökülen mevsimlerde

savruldukça unutuldum

 

dilsizim kimsesizim

çağlayanlar akıyor içime

gel gör ki, dünya o dünya değil

yüreğim öylesine yorgun

öylesine kırgın anlatamam

 

bir türkü düşer dilime her akşam olunca

yarası kanayan acılardan seslenir sesim

üşürüm gurbet olurum kendime, hasret olurum

donar bakışlarım, donar haykırışlarım

donar gözyaşlarım

öylesine efkarlıyımki Çağlarî dost, ölesiye

 

ben ki

kalabalıkları yıllarca özlemlerimde yaşadım

yüreğimde taşıdım yalnızlıkları

kuşların kanatlarına yükleyip acılarımı her sabah

yol boyunca kanardım

annem gibi saçlarımı okşayan rüzgar bile

yaramın merhemi olmuyor

 

yağmurlar yağdı serviler üstüne

rüzgarlar esti doruklardan

bir tutam kül oldu sevdam

dağıldı okyanuslara

 

bir sabah kollarımı gerip çarmıha

yüreğimi alıp gittiler sabahı uzak kentlere

tutup bir denize serptim gözyaşlarımı

varsın balıklardan başkası bilmesin

ey hayat sevda adına vur boynumu

adım mezartaşım olsun

adım gözyaşım olsun

 

bir yaprağın ürpertisine sarıp acımı

dikenli teller içinde

kuşların suların konuştuğu yerde

ölüm sessizliğinde kalayım

           

(2003) Nuri CAN


 

Can Üstad

 

(Can Üstad Nuri Can'a )

 

Sular gibi çağlayan bahar kokulu şiirler

Nice gönüllere yol aldınız bu gece.

Yıldızlar kadar saf ay ışığı şiirler

Karanlık dünyama daldınız bu gece...

 

Öz Türkçeme bahar gelmiş

Ilık bir rüzgarın sıcak nefesinde

Tomurcuk güller açmış

Şiir ruhlu, türkü nakışlı, ceylan bakışlı

Güzel Türkçem işlenmiş nakış nakış

İnci mercan oldunuz bu gece...

 

Yunus'ları gördüm ummanlara dalmış

Leylayı mecnunu gördüm sahrada kalmış

Ey bahar kokulu Türkçem

Meğer

Günümüzde de Karacaoğlanlar yaşarmış

Ömrüme ikinci bahar oldunuz bu gece...

 

Bir can tanıdım canandır candan içeri

Can Canan Can Üstad Nuri CAN

Kana kana içtim Türkçemi

Eşsiz gönül pınarından

Derunuma yoldaş oldunuz bu gece.

 

 (2002)


Atışma

H.İ.Tokmak

>Hey benim üstanım Çağlarım
Bir türküdür söyler ağlarım
Anamdan ayrıldım yanar gezerim
Deşme yaramı başımı yolar giderim

Çağlarî
Ey benim Tokmak kardaşım
Küllenmez neden yanan ataşın
Analar candır, Ana tacıdır başın
Uveys El Karani ol Ana uğruna...

 

H.İ.Tokmak
Gönül yarine tutuşup söylenir
Kıymet vermezden aman dilenir
Gurbetde densizim başım dolanır
Deşildi yaralaram kanar giderim

Çağlarî
Leyla ile Mecnunun misali,
Nara yanıp gönül odu pişmeli.
Ferhatın dağları deldiği gibi,
Lokman Hekim ol derde derman uğruna..

H.İ.Tokmak
Dostların selamı bize ulaşır
Bahar ayında koyun kuzu meleşir
Muhapbetde olduk sizlerle haşır neşir
Gurbetde gönül sılayı anar giderim

Çağlarî
Dostluklar mesafe menzil tanımaz;
Koyun kurt ile gezer kuzu aramaz
Dil riyakardır muhabbette lal olmaz
Gurbette sılayı yaşa vatan uğruna..

H.İ.Tokmak
Sözün hasretlik bahdımı yıkar
Ayrılık dert üstüme dertler eker
Yoklukdur belimi kırıp büker
Efkarımdan söyler giderim

Çağlarî
Çobanlığa razı idim olsaydım sılamda
Ferhat gibi bin ahım kaldı nazlı yarda
Çağlariyi tek koymayın yadda yabanda
Vatandan gelen selam ol,
Kafeste hapis yatan uğruna.

H.ibrahım Tokmak -Âşık Çağlarî

 


 AMASYANIN KALESİ

 

Çağlarî
Ey Amasya'nın yeşil elması
Yaprağın var, dalın var, çiçeğin var
Sıra sıra kater kater güllerin var
Meyve vermezmisin mevsiminmi geçti?

H.İ.Tokmak
Ben amasyanın yeşil elması
Halter çalışdım oldu pazu kası
Kalaylıdır su içmeye tası
Salkımlarım çicek açdı bilirmisin

Çağlarî
Ey Amasya'nın iri iri al elması
Sürülmemiş belliki bor tarlası
Yağmuru bol tertemiz havası
Meyve vermezmisin mevsiminmi geçti?

H.İ.Tokmak
İri olur elmalar amasya ilinde
Çağlarının düşdüm sazının telinde
Yağmuru bol olur iklim gereğide
Ürünlerimiz bereket olur bizim bilirmisin

Çağlarî
Ey Amsya'nin al kırmızı elması
Çorakmı kaldı bu yıl bağı merası
Gülün reçeli var kabağın helvası
Meyve vermezmisin mevsiminmi geçti?

H.İ.Tokmak
Kırmızı elmanın adına misketdir
Çorak toprakda hakdan gudretdir
Recel helva ALLAHdan nimetdir
Niğmeti bol amasyanın bilirmisin


 Âşık Çağlarî ( Muammer Çalar )

 

Merhaba sevgili kitap ve sanatseverler.

    Ben, 15 mart 1965’te Karaman’ın Morcalı Köyünde dünyaya gelmişim. Fakir ve müslüman bir ailenin üçüncü çocuğuyum. Altı kardeşiz. İlkokulu Köyümde bitirip 1977 yılında sanat öğrenmek için İstanbula gittim.

Bir yıl tornacı, iki yıl terzi çıraklığı yaptım.

1980 yılı yaz aylarının son demleriydi. Bir pazar günü mahalle takımları arasında maç yaptık. Maç esnasında  top yüzünden kavga çıktı. Bu olay sonucunda mahallemizi terk etmek zorunda kaldım. Topkapı’dan otobüse atlayıp üç yıldır görmediğim köyüme, Anacığımın yanına gitmeye karar verdim ve Karaman’ın yolunu tuttum.  köyüme geldiğimde, Hollanda’da bulunan babamında benden bir saat önce eve gelmiş

olduğunu öğrendim.Aradan  henüz üç gün geçmişti’ki, Babam bir sabah bana; << haydi Ankara ya gidiyoruz >> dedi. Birlikte köyden ayrılıp Ankaranın yolunu tuttuk. Babam, bana yolda bizleri Hollanda’ya yanına götürmek için geldiğini uzun uzun  anlatıyordu.

    Pasaport vize ve yolculuk işlemleri için, Konya’dan başlayıp Ankara’da sonuçlanan ve günlerce süren bir  serüven  yaşadık.

Takvim yaprakları 10-10-1980 gününü gösterdiğinde evimizdeki kalabalık’da oldukca yoğunlaşmıştı.Çünkü  ayrılık vakti gelip çatmıştı. Herkesin yüzünde hüzün, gözlerinde doluk doluk yaş vardı.

Meğer insanın doğup büyüdüğü yerlerden ve sevdiklerinden ayrılması ne kadar zormuş. Bir bir eş, dost, akraba, konu- komşu ve köylülerle helâlleşip; gözü yaşlı boynu bükük gönlümüzü orada bırakarak köyden ayrıldık. Bir gün sonra Hollanda’ daki yeni evimize geldik. Geliş o geliş, kalış o kalış. Hâlâ gönlümüz sılada, bedenimiz burada yaşayıp gitmekteyiz.

Hollanda yasalarında on sekiz yaşına kadar okuma zorunluluğu olması nedeniyle, yeniden okula gitme fırsatını elde ettim .

    Okuluma devam ederken ders aralarında, gönlümü bırakıp geldiğim sılama ve oradaki sevdiklerime mektuplar karalar şiirler sıralardım. Kendimce bir şeyler yazmaya, yapmaya çalışıyordum. İşte bu karalama sevdası gün oldu devran döndü bende bir  şiir tutkusu haline geldi.

                  İlk beş yıl içinde, yazdıklarımı (mektuplarda gidenler hariç ) hiç biriktirmedim.

İlk gençlik yıllarında yazdığım şiirlerde çok belirgin olan bir isyan vardı

          1985 lerde şiirlerimi toplmaya  karar vermiştim’ki,Babam şiirlerimi gördü.

Okuyup,aykırı bulmuş olcakki şiir defterlerimin tümünü yırtıp attı.

 

ilk okuldan  bu yana bir de sazım vardı ama henüz çalamıyordum,

          Babam müsade etmiyor çünkü

 

    Bir gün babamla karşılıklı oturup konuştuk. O zaman anladım’ki,

    Babacığım<< sanata karşı değilmiş fakat bilinçsizce

   yapılan yanlış çalışmalara>> karşıymış.

   Sevgili babacığım bana,<< şiir yazabilirsin,ancak şiir yazdım demek için şiir yazılmaz.

    Şiir başlı başına bir sanattır. Şiir, bir kültürün hem iç ve dış aynası hemde  ilerici sanatın yüz akıdır.

    Sana önce şiir kitaplarını; halk şairlerimizin,halk ozanlarımızın,

    aşıklarımızın  yapıtlarını iyiden iyiye okuyup,

    araştırıp incelemeni tavsiye ederim.

    Edebiyat tarihcesini ve yapıtlarını araştır ve incele bakacak-

   göreceksin ki,sen bu konuda ne kadar eksiksin.

           

 Bir ata sözü;

    ( oğul bilinçli bir hata,bilinçsiz doğrudan daha iyidir ) der.

    Onun için sana önerim hayatta ne yaparsan yap ama bilinçle yap>> diyerek.

    Araştırmanın ve öğrenmenin önemine işaret eden Babacığıma kulak verip,

    o günden sonra çok sayıda edebiyatcılarımızın kitaplarını ve bütün halk,

    ozanlarımızın yapıtlarını okumaya  yöneldim.

    Zaman içinde A.Karakoç, Y.Bülent Bakiler,NuriCan, Hüseyin Ece

    Aşık M.Şerif, Ozan Çelebi, A.Uysal, İ.Oğuz gibi ünlü isimlerle tanışıp şiir ,

    müzik ve sanat hakkında müzakare şansına eriştim.

Aradan tam yirmi dört koca yıl geçti, ama benim gönlümdeki vatan sevgisi, insan sevgisi, sanat sevgisi, hiç mi hiç  eksilmedi, aksine büyüdü, dallandı, budakalandı.

    Hangi ünlü ile tanıştımsa benim sevdamı körükledi yeniden alevlendirdi.

    İçlerinden biri var’ki;<< bana yaptığın iş sanattır, her sanatkârın sorumluluk

   alanı vardır>>der.

Hazırlamış olduğum ozanlar antoloji kitabı hakkında onun görüşlerine başvurdum.

    Dosyayı inceledikten sonra :<<Kültürel ve sanatsal zenginliklerimizi sergilemeyi amaçlayan eserler.

    Horasan erlerinin Anadolu’da yaşatmış olduğu tarihsel kültür birikiminin

    Avrupa kıtalarına yayılmakta olduğunun en güzel kanıtı.

    Böyle güzel ve samimi duygularla hazırlanmış, içinde bir çok halk-

    şairine de yer veren bu kitabın basılmasının kaçınılmaz olduğunu>>söyledi.

 

                Bütün eleştirileri bir öğüt kabul edip kendime hedef olarak

             Yunus’ların hoşgörü yolunu seçtim.

             Özenle siyasetten ve idolojik kavramlardan uzak durmaya çalıştım.       

             İnsana sadece ve sadece insan olduğu için değer  verdim.       

             Bana verilen ( ÂşıkÇağlarî ) mahlasını bir ünvan değil de,

             bir görev addettim.

                         Karacaoğlan’dan günümüze Türk halk kültürümüzün âşıklık

             geleneğini yaşayıp yaşatmış halk âşıklarımızı ve ozanlarımızı özenle

             inceledim.

             Gördüm’ki, ozanlık geleneğimizde, halk ozanlarımız bireysel değil,

             toplumsal değerlerin aynası olmuşlardır.

 

             Tarihler boyu kültür ve sanat sancağını birbirinden devralarak gelmişlerdir.            

             Günümüzde,Türk halk ozanlığı geleneği, dar sınırlar içinde değil evrensel-

             boyutlara  taşmış durumdadır.

             Hızla küreselleşen dünya, yedi yüz yıl sonra; Yunus Emre’yi anlamış ve

             kucaklamıştır. Türk halk ozanlarımızın bu noktadan yola çıkarak

             evrenselleşmenin önemini kavramış olduğunu görmekteyiz..

             Ozanlık, falanın filanın, şu ya da bu gurubun değil,

             bütün insanlık aleminin ortak değerlerini benimsemekte, kabullenmektedir.

Ozanlarımızda  şiirlerinde,türkülerinde; birlik,dirlik, sevgi saygı, barış, hoşgörü, özlem ve sevdaları konu alarak nakış nakış işlemişlerdir.

           

Halk şairlerimiz,halk âşık ve ozanlarımız;

            Halkın efkarıyla kederlenen, neşesiyle neşelenen, şiirlerde, türkülerde,

            destanlaşıp giden kültür ve sanat abidelerimizdir.

                    Bu kitabımın oluşmasına özverili çalışmaları ile destek verip katkıda bulunan saygı değer hocalarıma ve sevgili şair dostlarıma ayrı ayrı                  

             teşekür ederim .

Elimde olmadan gözden kaçan yanlışlardan ötürü hoşgörünüze sığınırım.

             Bir başka kitapcıkta buluşmak dileğiyle saygılarımı arz eder,

             şiir dolu günler dilerim.

06-08-2004 Morcali Köyü Halk kütüphanesinin açılışı

şiir