|
İletişim
Lederambachtstraat 168
1069 HK
Amsterdam - NL
Tel:003120-6196607/0031640766500 cep
Türkülerimiz ( Nuri
Can)
İnsanların türküleri kendilerinden güzel/ kendilerinden umutlu/ kendilerinden kederli/ daha uzun ömürlü kendilerinden/ sevdim insanlardan çok türkülerini/ insansız yaşayabildim/ türküsüz hiçbir zaman... derken Nazım Hikmet, türküleri övmekle kalmıyor aynı zamanda da yaşıyor.
Türküler umuttur, hasrettir, vefadır, dostluktur ve yüreğimizde kıvrım kıvrım dolanan ince bir yoldur sılaya uzanan, gurbet ellerde. Dermandır dermansız kalanlara... Yüreğin gurbetinde büyüyen, özlemleri kor kor, demet demet sunan hasret çiçeğidir. Yüreğimizdeki, sevgi kıpırtılarıdır, sevgi pınarıdır gürül gürül hasrete akan... Yaşama sevincinden tutunda ölüm acısına kadar, vefayı, vefasızlığı, hasreti, sevgiyi, inancı, direnci, aşkı türkülerle dile getirmiş, türkülerle seslenmişiz. İçimizi, acımızı, sevdamızı türkülere dökmüşüz, türkülerle bölüşmüşüz!...
Bir damla aşk iksiridir kırık kadehlerde yudumladığımız, bir damla sudur hayatımızda türküler. Yüreğimizde ateşlerle dağlanan volkanlar kadar dağlayıcı, özlemler kadar sıcak ve yakıcıdır. Aynı zamanda da bahar yelleri gibi serin ve dağbaşında bir pınar kadar ferahlatıcıdır türkülerimiz..
Bakın Bedri Rahmi Eyüpoğlunun dizelerine
Ah
bu türküler
Türküler kanatsız kaldığımızda kanadımız, efkarlı olduğumuz ve yalnız kaldığımız gecelerde tesellimiz olmuştur. Sesimizim çıkmadığı yerde sesimiz, nefesimizin kesildiği yerde nefesimiz olmuştur türküler. Bazen toprağa düşen su damlası gibi düşüp yüreklerimize ayrılık ateşini söndürmüş. Bazen yağmur olup bizi vuslatına erdirmiş. Bizim canımız, coğrafyamız, anamız, yarimiz, gurbet ellerde tek teselli kaynağımız olmuş türküler. Memleketin başı dumanlı dağlarından, yemyeşil ovalarından, bağlarından, pınarlarından turnalarla haber beklemiş, seher yelleriyle selam yollamışızdır sevdiklerimize türkü türkü.
Ah
bu türküler, köy türküleri Ah
bu türküler, köy türküleri
Geceleri uzanıp kalınca gurbet yataklarına yorgun ve kimsesiz; Bir türkü nağmesi gelmeyiversin kulağımıza, dumanlanır hemencecik gözlerimiz. İnce ince bir sızı sızar yüreğimize. Türküler damlayan gözyaşlarımızdır yağmurlu gecelerde, yanağımızdan süzülen pınarlardır. Türküleri Hasret Gültekin bilip, Mahsunigibi uğurlarken, ardında yolladığımız gözlerimizdir kimsesiz mezarlara. Bilirizki; türküler de, türküleri yakanlar da çoğu zaman kimsesizdir... Yine de en acılı günlerimizde bile bizi terk etmeyen en vefalı sadık dostumuzdur türküler, sevdiğimizdir ele-güne, dosta- düşmana karşı...
Ah
bu türküler, koy türküleri "Uzun
kavak gıcım gıcım gıcılar"
Türküler değil midir? hasret kokan toprak gibi; Emek gibi, ekmek gibi, ter gibi, bir çocuğun elindeki taze somun gibi. Türküler değil midir? dünyanın en muhteşem gelini, en sabırlı anası. Türküler değil midir? Özümüz sözümüz gözümüz yollarda yoldaş olup dağlar denizler aşan bizimle. Anamızın gözünde bir damla yaş olup süzülen, yavuklumuzun yüzünde bir tomurcuk çiçek olup açan. Gurbette hasretimiz, sılada ayrılığımız, karımız, kızımız, oğlumuz. Tek dostumuz, avuntumuz, sırdaşımız bekar odalarında.
Türkülerimiz acılardan damıtılmış gözyaşı, yangınlardan yüreğimize düşmüş madımak, mevsimlerden bahar, vakitlerden akşam; Çiçeklerden gül, figanda bülbül, kuşlardan turnadır...
Bilirizki, türküler baharda ruhumuza işleyen pak nefesler gibidir, yeni yetme sevdalıların dilinden rüzgarlarla savrulan, pınarlarla çoşan... Bilirizki, bülbüllerin gözyaşlarıdır güle kavuşma adına. Bilirizki, bahar yağmurlarında güle kavuşma sevinci gizlidir. Güz yağmurlarında ise bülbüllün gülden ayrılacağının hicranı...
Biliriz ki, türküler Anadolu insanının dilden, gönülden söylediği kah ağlayan, kah ağlatan, güldüren, sevindiren duygu dolu gönül sesimizdir. Rüzgar olup şahlanan, sel olup çoşan, deniz olup dalgalanan yaşama sevincimiz, vefalımız, vefasızımız, aşkımız, sevdamızdır...
Ah
bu türküler, köy türküleri Cennet
misali sevişen Nasıl
unutur nasıl
Ve bunca imkansızlıklara rağmen yine de değerli ozanlarımızla birlikte tarihteki yolculuğunu sürdürmeye devam ediyor. Yolculuğunun Hollandadaki emekçisi ve adresi ise son kasetiyle hayli ilgi gören Aşık Çağlaridir. Bunun en önemli etkeni şüphesiz davudi sesi, sazı, seçkin güzel eserleri ve yorumlama biçimidir. Türkülerimiz dedik, türküler hiç sazsız, sözsüz, ozansız ve Hollanda da yaşayıp da Aşık Çağlariden söz etmeden olur mu? Bu değerleri biribirinden ayırmak mümkün mü? Hiç türküler Çağlarisiz, Çağlari türküsüz olur mu? Çağlarinin türküleri kimi dağlardan sel olup gelir, kimi rüzgar olup pınarlara seslenir, kimi hasret olup, aşk olup yüreklerde beslenir ve dinledikçe gönlümüz türküyle dolar... İşte Çağlariden bir uzun hava...
Ağlasın Dağlar
Sazım
alıp gidem karlı dağlara Nuri Can
TÜRKÜ TÜRKÜ ANADOLUM
Anadolum adım adım, Türkü türkü geçtim seni Anadolum Her yörede başka makam, Türkü türkü geçtim seniAnadolum Anadolum. Bozlaklarla baraklarda, Türkü türkü geçtim seni Anadolum, Halaylarla ağıtlarda Türkü türkü geçtim seni Anadolum Anadolum. Edirne'den Ardahana, İçtim seni kana kana Anadolum Erzurum'da Emrah'larla, Türkü türkü geçtim seni Anadolum Anadolum. Mevlana'dan Pir Sultan'a, Karac'oğlan Veysel baba Anadolum Mahsuniden kul Çağlar'a, Türkü türkü geçtim seni Anadolum Anadolum. 1995 TÜRKİYEM Senin sevdandır inan senin sevdan, Zemheri gibi şu gönlüme yağan. Dağları boran yaylası gül kokan, Benim güzel Türkiyem cennet vatanım... Yaylaların nehir akar içimde, Ayyıldızın hilâl parlar içimde Hasretin özlemin yanar içimde Benim güzel Türkiyem cennet vatanım...
Çağlarim der hilâl gözlü dilberim Sensin ümidim sensin hayallerim Zikreyler cihanda seni dillerim Benim güzel Türkiyem cennet vatanım. (1987) Beste:Lütfi Peşket
Zaferler kazanıp destanlar yazan, (Türküz doğruyuz çalışkanız biz ) Bayrağın rengini alla boyayan, (Türküz şanlı Türk evlatlarıyız )
Başbuğumuz Mustafa Kemalimiz, Kazım Karabekir askerlerimiz, Sancaktardır ulu dedelerimiz, (Türküz şanlı Türk evlatlarıyız ) Çağlarîm der, ayyıldızlı bu sancak, Sönmeyecek Hilâl hep parlayacak, Kıyamete kadar yıkılmayacak, (Türküz şanlı Türk evlatlarıyız )
(nakarat) (Türküz doğruyuz çalışkanız biz ) (Türküz şanlı Türk evlatlarıyız ) ( Müslüman layık demokrat milletiz ) (Biz Cumhuriyetin çocuklarıyız ) (1998)Beste:Lütfi
Peşket MORCALI
DERELERİ Morcalı dereleri akıp gider sarınca İçinde yar sevmedim şöyle selvi boyluca İstedim vermiyorlar bulmayasıca koca Ay hanım ayşe hanım nolacak benim halım ? İstedim vermiyorlar al bohcanı kaçalım.. Morcalı yaylaları yamaçtadır yamaçta İçinden yar sevmedim şöyle küçük yaşlar Bu nasıl sevda böyle akıl koymadı başta Ay hanım ayşe hanım sevdiceğim sultanım. İstiyom vermiyorlar al bohcanı kaçalım.
(2002) LARENDE Beste:Âşık Çağlarî
Hayli zaman oldu yar yar ayrı düşeli, Dön gel kavuşalım dön gel Allah aşkına. Hasretinle oldum ey yar divane deli, Dön gel kavuşalım dön gel Allah aşkına. Dört mevsim boranda karda kara kıştayım, Eller al bağlamış ey yar bense yastayım. Hasretinle verem oldum onmaz hastayım, Dön gel kavuşalım dön gel Allah aşkına. Merhamet kıl nolur nolur çeşmim yaşına! Zülüflerin yağlı urgan eyle başıma. Baykuşlar tünedi ey yar gönül köşküme, Dön gel kavuşalım dön gel Allah aşkına. (1998) Beste:Lütfi
Peşket HAMDOLSUN
Gönül atım girdi dostun bağına, Çoban oldum ormanına,dağına. Bir damladan aktık dost ırmağına, Sel olup çağlayıp aktık hamdolsun... Aşk menendin içip nâra garıldık, Ne o dosta küsüp yâra darıldık, Toprak idik takla,takkı yarıldık İkilik kininden geçtik hamdolsun... Arıyız,uçarız kırmızı gül'e, Güller nazik ola dertli bülbül'e, Çağlarîm der ahvalimiz kâmil'e, Sual edip açtık açtık hamdolsun.
(1989) Beste:Lütfi
Peşket
Gel benim ey deli divane gönlüm, Bir kavli karara varak seninle... Eğlenme boş yere yadda yabanda, Gurbetten sılaya varak seninle... Hülyalara dalıp gidek başbaşa, Muhabbet bağına varak seninle... Aşk cehennem ise girek ataşa, Gel aşkın nârında yanak seninle... Mutluluğu yudum yudum içelim, Gel aşkın demine kanak seninle... Geceyi gündüze katıp geçelim, Gel aşkı erdeme varak seninle. (1997) OLMUYOR SABAHIN GURBET
Yollarına düşüp geldim Karlı dağlar aşıp geldim Geceler uykumu böldüm Olmuyor sabahın gurbet... Bülbülüm dargındır güle Ol garip halim kim bile Karıştı arzular yele Olmuyor sabahın gurbet... Çağlarî ayrı yârinden Gitmez hayali serimden Öldürdün beni ölmeden Kılınsın cenazem gurbet. (1988) Beste:Sebahattin Öztütüncü
O kara gözlerin yakar sinemi, Viran ettin güzel gönül hanemi. Kimseler sormuyor dertli halimi, Derdimi kimseye açamaz oldum... Sürme çekmiş kaşın halbihal nakış, Kurban olam güzel o nasıl bakış, Gönül bağlarımda eser kara kış, Baharım yazımı seçemez oldum... Çağlarî der güzel sevmişim seni, Kıyarım canıma almazsam yari, Yakarım yolunda devri alemi, Yar aşkına paha biçemez oldum. (1985) Beste:Lütfi Peşket -Çağlari BİZİ BÖLMEYİN
Ademden Havvadan geldik cihana, Biz kardeşiz bizi bizden bölmeyin... Nedir bu tafralar nedir bahane? Biz kardeşiz bizi bizden bölmeyin....
Yasalar rejimler töreler ile, Darasız tartısız fireler ile, Firavun misali hileler ile, Biz kardeşiz bizi bizden bölmeyin.... İnsanın insana dost nedir farkı? Kim kime ne vermiş alamaz hakkı ? Sanmayın dört kitap dördü de farklı, Fikir başka başka bizi bölmeyin Biz kardeşiz bizi bizden bölmeyin....
(1995)
BÎÇARE GÖNLÜM Bakmadın gönül halına Kondun bir gülün dalına Başladı bülbül figana Oy benim biçare gönlüm...
Açtın yelkenim ummana Koydun hallarım gümana Büründü başın borana Oy benim biçare gönlüm...
Âşıklık kolay mı sandın Aşkın deryasına daldın Sen aşkı mecaza yandım Oy benim biçare gönlüm... Çağlarîm der deli gönlüm Çiçek açmaz neden gülün Zaya geçti koca ömrüm Oy benim biçare gönlüm. (1987 ) Beste:Lütfi
Peşket
Gönül kuşum uçma yüksek Bir gün ölüm olsa gerek Hakikat kal daim gerçek Şaşkın etme beni gönül... Gerçeğe her daim sarıl Mümin ol kâmile parıl Cahilsen seç yolun ayrıl Düşkün etme beni gönül...
Mertlik yolun yürü her dem Giyesin hırkasın bir dem Bülbül vazgeçer mi gülden Mihman etme beni gönül...
Çağlarî der açma yaram Bulunmaz yaramız saran Mevsimlerin boran boran Duman etme beni gönül.
(1987)
GARiP GARiP Gizli bir hal oldu,oldu bana erenler, Yolda yürüdüğüm yollar, hep garip garip Hancı sanır neden,neden Pîrim görenler, Âşıklar sorarlar dosta dil garip garip
Gideyim hana ben yollar,yollar pek ırak, Çağlayıp akıyor,deli gönlümde Fırat Dünya da derler ki ahlak, ahrette sırat Ademoğlu döner döner sal garip garip. Çağlarî der gönül gönül verdim Mevlaya, Gönül kuşum saldım saldım umman deryaya Hakka sarılanlar asla kalmazmış yaya, Kalbinden kibiri dostum sil garip garip
(1988)
TOZAR ELVAN ELVAN Deli poyraz gibi divane gönlüm, Tozar elvan elvan savrulur gider... Bir rüya misali mihmane ömrüm, Solar elvan elvan an olur gider... Kar çiçeği kır çiçeği istiyor, Arar elvan elvan yorulur gider... Her güzele mehil verip kanıyor, Yanar elvan elvan kül olur gider... Çağlarîm çağlarım coşar çağlarım, Ummanı deryaya taşar çağlarım, Nice olur gönül naçar hallarım, Şaşar elvan elvan san olur gider.
(1997)
SEHER YELİ
Her seher her sabah çığrışır kuşlar, Derdime bir çare hey seher yeli... Dinmiyor çeşmimde çağlayan yaşlar, Derdime bir çare hey seher yeli... Hasretim,cananın mahcemaline, Ulaşmaz ahvalim varmaz yerine, Tabip kâr eylemez dertli gönlüme, Derdime bir çare hey seher yeli... Karlı dağlar gibi boranda başım , Sevdiceğim dilber hayalim düşüm, Zehir etti felek ekmeğim aşım, Derdime bir çare hey seher yeli.
(1992) SAZIM SAZIM Sazım sazım benim bülbül avazlım, Ötme garip garip olma sen zalım, Yadlara demezdim ben arzuhalım, Destan ettin beni dillere yaydın. Fa-diezden es-do-re-mi-bemolden Vurdun beni yaraladın gönülden, Feyiz'maldın garip dertli bülbülden, Mestan ettin beni dillere yaydın.
(1994)
GÖNÜL
KUŞUM Gönül kuşum havalandın uçarsın, Uça uça gitsen nere varırsın? Şu cahil ömrümü gama boğarsın, Tüne gönül tüne daim engine... Gönül kuşum tüne daim engine, Meyil etme nolur çoğa zengine, Davul bilem vurur dengi dengine, Tüne gönül tüne daim engine... Çağlari der gönül senin elinden, Usandım cihanda aciz dilinden, İnleyen sazımın paslı telinden, Tüne gönül tüne daim engine.
(1989) Beste:Lütfi
Peşket SAVAŞ BELASI
Bir çocuk ağlıyor nerde anası ? Sargı tutar mı dost savaş yarası? Bütün insanlığın gönül duası, Susmalı silâhlar savaş belası... Dört kitapta bire varır bireyler, Hoşgörü barışı,sevgiyi yeğler, Evrensel dünya da akli selimler, Susmalı silâhlar savaş belası... Sussun bu silâhlar,bitsin savaşlar. Ölmesin bebeler, masum çocuklar, Çekilsin ordular, gitsin bu tanklar, Susmalı silâhlar savaş belası...
(1999)Beste:Lütfi
Peşket AVŞAR GÜZELİ Yazılmış kadrime bahtım ezeli, Gözleri sürmeli avşar güzeli. Taramış zülfünü okur gazeli, Gözleri sürmeli avşar güzeli...
Melâkedir sanki; pir peri kızı, Edası başkadır, doyumsuz nazı, seherde parlayan zühre yıldızı, Gözleri sürmeli avşar güzeli... Harmanlarda,nadan savurur yele, İbrişim kuşağı bağlamış bele, Yanakları al al, benziyor güle, Gözleri sürmeli avşar güzeli.
(1984) AHVALİMİZ
Karar kıl gönül ikrara, Mürşitler Şah-ı Hünkara. Kâmil olup hak yoluna, Varan bilsin ahvalimiz,
Arif ile kıl pazarı, Göresin aşkı nazarı, Bülbül olup zarı zarı, Yanan bilsin ahvalimiz, Çirkin ile aç arayı, Merhem ile sar yarayı, Sıratı geçip sılayı, Bulan bilsin ahvalimiz,
Dost yolunda olak sefil, Düşünme hiç boşa gafil, Çağlarim der,söze dahil, Olan bilsin Ahvalimiz, (1991)
İKRAR Dura dura döndük sele, Pirimizden himmet gele. Düşüp dikenli yollara, Vardık ikrara ikrara... Yana yana piştik,yandık, Biz aşkın nârına kandık, Sohbeti arifden alıp, Vardık ikrara ikrara... Âşıklar eyler bühtanı, Bil kendini özün tanı, Döndüğümüz hakkın yönü, Vardık ikrara ikrara... Çağlari der dost'a sözüm, Yangınlara döndü özüm, Derya deniz iki gözüm, Vardık ikrara ikarara. 1989 Beste:Lütfi
Peşket
Genç ömrünün baharında, Henüz çiçeği burnunda, Derviş Alim kaldı yolda, Zalımsın oy taş ocağı. Taş ocağı, taş ocağı, Yıktın gittin kaç ocağı? Zalımsın oy taş ocağı, Zalımsın oy oy oy oy oy. Derviş Alime ne oldu ? Acı haber tez duyuldu, Köylüm yollara koyuldu, Zalımsın oy taş ocağı. Taş ocağı taş ocağı, Yıktın gittin kaç ocağı ? Zalımsın oy taş ocağı, Zalımsın oy oy oy oy oy. 1994 MEVLAYI SEVERSEN
Yıllar var ki gurbettesin, Ömrüm beklemekle geçsin, Hasta düştüm sen nerdesin? Dön gel Mevlayı seversen...
Geçilmez gözüm yaşından, Var mıdır ölen acından ? Yatılmaz oldu sancından, Dön gel Mevlayı seversen...
Hasretin yâr cana yetti, Kalmadı takatim bitti, Aylar yıllar sensiz geçti, Dön gel Mevlayı seversen... Çağlarî yâr dem çağlarım, Bozuldu gönül bağlarım, Yolunu gözler ağlarım, Dön gel Mevlayı seversen.
Beste: Mürsel Sinan Uğursu (1989)
DAĞLAR Karşıda süzülen boranlı dağlar, Sitem ettim size bin sitem dağlar... Seyyahi alem de hep diyar diyar, Bizi yadellerde koydunuz dağlar...
Mesken tuttuk adsız sansız illere, Günleri ayları katıp yıllara, Gönül varmak diler gül yüzlü yâra, Bizi yadellerde koydunuz dağlar...
Çağlarım coşarım efkarım,neşem, Yol ver dağlar yol ver sılaya geçem, O yârin elinden bir tas su içem, Bizi yadellerde koydunuz dağlar...
(1996)
YIKILASI GURBET ELLER Kader attı gurbet ele, Göz yaşlarım döndü sele, Mesken tuttuk gurbet sende, Yıkılası gurbet eller...
Aramızda sıra dağlar, Akşam oldu yârem kanar, Sel oldu göz yaşım çağlar, Yıkılası gurbet eller... Batsın bu yabanın eli, Dilime benzemez dili, Hasretlik tükettin beni, Yıkılası gurbet eller... Çağlarîye mevsim boran, Yok gurbette halım soran, Çok olur garibe vuran, Yıkılası gurbet eller.
(1985)
Kudretten sürmeli hilâl kaşların; Dökülmüş kulunca sırma saçların, Zay eyler aklımı kız bakışların, Güzeller güzeli sevda güzeli... Huri melek midir güzel yüzlerin, Gökyüzümü sanki mavi gözlerin, Edalı işveli şirin sözlerin, Güzeller güzeli sevda güzeli...
Parlaktır cemâlin aydan güneşten, Nâra saldın beni geçtim hevesten, Çağlarim de aşık size yürekten, Güzeller güzeli sevda güzeli.
(1988)
PERİŞAN (Salih Buluta
ağıt) Acı haberin dost yürekler yakar, Kuzular ağlaşır sızı perişan... Kader mi firgât mi nedir tecelli? Yazılar içinde yazı perişan...
Elini tuttum da buz gibi tenin, Yüzüne baktım da değişmiş rengin, Beş arşından giymiş beyaz gömleğin, Ütüsü perişan düzü perişan.... Sonsuzluk uykusu sarmış bedeni, Uyan dedim uyan duymuyor beni, Nicedir matemin sefil Çağlarî? Sazın da inleyen sözün perişan.
(1998)
HAL BİLMEZ Gönül yâr belleme haldan bilmezi, Şerbet bilem olmaz katı pekmezi, Sevgi metaında yok ise tezi, Sanki öğüt gibi söylenir durur... Gül diye çalıyı sinene sarma, Tüneyip harında avaza durma, Ne bir alıç verir ne salkım hurma, Selvi söğüt gibi süzülür durur... Çağlarî katlanma türlü çileye, Hançer vurmuş gider zalım sineye, Ne denir kadere nettim feleğe, Süzer ağıt gibi hep bizi bulur.
(1995)
TABİPTE DEME Gönlümde kanayan derin yarama, Merhemim sendedir tabipte deme... Gözümde çağlayan sevda seline, Mendilim sendedir tabip gösterme... Perişan hallerim gayri kararım, Gezdiğim her yerde seni ararım, Sinemde bülbülüm yâr ahüzârım, Güllerim sendedir tabipte deme... Çağlarî yaralar sinem özünde, Derbeder eyledin dertler düzünde, Ölmeden sevdiğim göksün üstünde, Serverim sendedir tabipte deme.
(1993) SEVDAKĊR
Sevdalıyım ben bir melek yüzlüye, Melek yüzlü meğer tatlı sözlüye, Hele bakın alnımdaki yazıya, Sevdakârım ben serrine sevdakâr.. Serimde tütersin şahım, sultanım, Himmet eyle ben yoluna kurbanım, Göster cemalini pirim hünkârım, Sevdakârım ben serrine Sevdakâr.. Yanar yâr aşkınla sevda bağlarım, Gece gündüz demez her dem ağlarım, Bir nazar ahvalim sefil çağlarım, Sevdakârım ben serrine sevdakâr. (1988) İKİ KEZ EVLENMEYİN Ayşem der yat araba, Fatmam der moda moda, Her gün bu aynı kavga, Cüzdanım hepten darda... Birisi al beğenmez, Diğeri zora gelmez, İkisi de hal bilmez, İki evlenen gülmez... İki evlenen deli, Peruklar saklar keli, Ters yöne gider gemi, Yel tutmaz yelkenleri.
(Nakarat) İki kez evlenmeyin Gençliğe güvenmeyin Dünyaya aldanmayın Ben yandım siz yanmayın.
(1997) A HÜZÂR BENİMSöyleyin bülbüle ötmesin dalda, Onun ahuzârı nâr gonca gülde, Bin nazarım kaldı nazlı gelinde, Ötme bülbül ötme ahüzâr benim... Her seher her sabah bizim bahçede, Ahüzâr eylersin halin nicede, Açma yaralarım kanar içerde. Ötme bülbül ötme sinem kor benim... Senin ahdın güller, benimse sunam, Göç etti gönülden dost telli turnam, Çağlayan gözyaşım dertlerim umman, Ötme bülbül ötme eşim zâr benim...
Çağlari der; kaldım ahüzâr ile, Figan eylersin dost, intizâr ile, Ahvalin var ise git güle söyle, Ötme bülbül ötme vaktim dar benim.
(1989) ESTİĞİN YETER Otur dur yerinde sen deli gönül, Deli poyraz gibi estiğin yeter... Güle sevdalanıp sızlayan bülbül, Beni dertten derde kestiğin yeter... Çağlarim der ki dost halimiz nice? Böyle mi olurmuş zalım sevince? Şad olup gülmedim şöyle gönlümce; Beni yerden yere çaldığın yeter. (1992) Âşık Çağlarî'ye atfen
yazılanlar
(OzanÇelebi)
Geçer iken Çağlari'ye uğradım,
BİR SEFİL SEYYAH (Erdal Canbulat)
Bir gül açmış Larende illerinden
Erdal Canbulat
1998 BİLEMEDİM (Muhammed Güzel)
Bir yel esti acı gurbet yaban elinden İnsanın Dili Vatandır (Muhammed
Güzel) Kim demiş 'dünya iki kapılı handır' (Âşık Yekdahi)
Çağlarînin fikri yaman
(Doğan
Çiçek)
Nazarı şöyle dursun, ibret olmak için
(Halil Köse)
Usta ellerinden sular mı içtin
Karaman'lı dost Çağlarî'm (ÂŞIK ERZADE
KAPAN) Küçük yaşta avrupada Âşık Çağlarî'ye
(Ozan Ezgini)
Moderin dünyanın yeni icadı,
Ozan
Ezgini.31.10.2001 Ankara Aşık
Çağlari'ye ( Duran
Kılıç)
Çoban idim evet, çoban Çağlarî
Garibanım (Duran
Kılıç ) Danimarka Çağlari Sitesi (Ozan Armutçu)
Halibramın sayesinde sana ulaştım
Âşık Çağlarî'ye (H.İ.Tokmak) Diyarı gurbet gezer durursun Avutmadı beni Âşık Çağlarî (Sabit İnce
) İkibin yılının Ekim ayında, Sazınıza Sözünüze
Katıldım (A. Fethioğlu)
Selam size gurbet elden Kıbrıs Atışma İlbey
Atışma Mümkünmüdür
22 *10*2002
Atışma
H.ibrahim tokmak Çağlarî
Ozan Armutçu: Atışma
Ömer Kurtar: Atışma
Gel
Çağlari
Yekdahî
|
Gurbetten Sılaya 40 Yıllık Özlem ( 1964 - 2004 )
Morcalıdan Amsterdama akan emek ırmağının çağıltısı Asıl adı Muammer Çalar olan Çağlarî; 15 Mart 1965 Karamanın Morcalı köyünde dünyaya gözlerini açtı. İlkokulu doğduğu köyde bitirdi, 1980 yılında işçi ailesi olarak Hollanda'ya geldi. Halen Amsterdam kentinde yaşamını ve kültür sanat çalışmalarını sürdürmektedir. Hollandada okuma fırsatını elde edince, tekrar üç yıl sanat okuluna gitti, ancak maddi sorunlar nedeniyle bitiremeden okuldan ayrıldı. İlkokuldan bu yana saz çalıp türküler söyleyen Muammer Çalar, şiire olan sevgisi ve ilgisi sonucu 1987 de bir yarışmaya katıldı. Âşık Çağlarî mahlasını aldı. Kendisine verilen mahlası ve layık görülen ödülü, bir görev adeden Âşık Çağlarî, çalışmalarına dernek, kuruluş, kültür evlerinde sazıyla eserlerini okuyarak konserler verdi, çeşitli gazete,dergi,magazin ve antolojilerde yer alarak çalışmalarına devam ediyor. Bütün sermayesini gelenekten alan fakat orijinal şiirler kazandıran, şiirleriyle, halk ozanı geleneğini sürerek tamamen özgün ve yerli bir şiir dili oluşturmuş. Tıpkı merhum Âşık Veysel ve Mahsuni gibi özünü arayış ifade eden eserler meydana getirmiş. Şair Ozan Amsterdam da kurucusu ve yöneticisi olduğu "İfksan" sanat kurumundaki çabaları ve başarılarıyla da unutulmayacaklar arasında yer alacağına inanıyorum. Âşık Çağlarî; sevgisi, saygısı, alçak gönüllülüğü, bilgeliği ve dost canlısı tavırlarıyla, düşmanlığın, kinin ya da ucuz popilistliğin derin çukuruna gömülmüş, ucuz politikalarla çevresindeki insanları çekip çeviren ve alabildiğine kullanan hırs küpüne dönmüş zavallı insan tipinden çok uzak. Çağlarî sazıyla sözüyle davudi sesiyle bence tam bir halk ozanı, halk adamı. İfksan kurumu çerçevesinde ortaya koyduğu düşünceler ve şimdiye kadar büyük bir emek ve özveriyle oluşturduğu halk ozan ve halk edebiyatıyla ilgili bilgi, belge ve eserleriyle belki de şimdiye kadar oluşturulan en büyük kaynak ve arşive sahip. 1997 de Hoşgörü isimli müzik kasetiyle müzik dünyasına adımını atan Çağlarî, şimdilerde ikinci kasetinin hazırlıklarıyla uğraşıyor. Âşık Çağlarî çalışmalarını Gurbetten Sılaya Selam isimli şiir dosyası ve Gurbet şairleri antolojisi isimli bir dosya üzerinde çalışmaktadır. Türk halk edebiyatının aşık ozan geleneğinden etkilenen Âşık Çağlarî, küçük yaşlarda Hollandaya gelmesine rağmen Türk halk edebiyatının yılmaz savunuculuğunu üstlenmeyi başarabilmiştir. Kurduğu ''İFKSAN Dostluk Sanat Hoşgörü'' Vakfı ve nezdindeki sanat sitesi ile halk ozan edebiyatının yurt dışında unutulmamasını sağlayan çalışmaları için kutluyor ve yürekten teşekkür ediyorum. Çağlarî ile uzunca bir söyleşiden sonra teşekkür edip ayrılırken, yardımseverliği, dostluğu ve çevresindeki sevgi çemberi beni duygulandırdı. Kıvandım, onurlandım. Büyüklerimizin, entellektüellerimizin ve basınımızın Âşık Çağlarî 'nin çalışmalarını görmelerini, tanımalarını ve tanıtmalarını isterdim. Sade, alçak gönüllü, yüreği insan ve yurt sevgisiyle dolu bu halk çocuğunu tanımalarını, sohbet etmelerini isterdim. Sanat ve kültürümüzü tanıtma ve koruma adına, milyarlarca lirayı bir çırpıda harcayanlar Âşık Çağlarî 'nin hiç bir maddi çıkar gözetmeden yaptığı çalışmaları, emeği ve özverisini yeterince değerlendirebiliyorlar mı? Türkiyede kaç kuruluş, kaç kişi tanıyor Âşık Çağlarî ve onun gibi olanları? Nuri CAN
AMSTERDAM'DA KARAMANLI
BİR ÂŞIK
ÇAĞLARÎ Avrupadaki kültürümüzde yazılı ve görsel kültürümüzün yanısıra sözlü kültürümüz içinde aşıklık geleneği bambaşka bir yere sahiptir. Anadolu'daki kadar yaygın olmasa da aşıklık geleneği diğer bir çok değerlerimiz gibi Avrupa'nın her yerinde hayatını idame ettirmektedir. Peki nedir bu aşıklık geleneği ? Bu geleneği sürdüren aşık nedir, kimdir ? Kültür Bakanlığına göre '' Aşık'' Türk Halk Edebiyatında XVI. yüzyılın başından itibaren görülen şair tipidir. Aşığın şairlik gücünü rüyasında pîrin sunduğu ''aşk badesini içmekle ve ''sevgilisinin hayalini görmekle kazandığına inanılır. Rüyada genellikle aşık adayının karşısına bir sevgili veya saz çıkmaktadır. Rüyaların süsü ak sakallı bir derviş ve bazen bir, bazen üç dolu bardaktır. Bardağın rüyada tas halinde görünmesine de sık sık rastlanır. Ozanlara rüyada sunulan tasların içindeki mayilere aşk dolusu denir. Fars edebiyatının etkisiyle bade adını da almaktadır. Bunlar; erlik, pirlik ve aşk badesi diye adlandırılırlar''. Aşık gelenek gereği ''genellikle bir usta aşığın yanında yetişir. Ondan hem usta deyişlerini, hem de sanatın icrasına ilişkin yol-yöntemler öğrenilir. Aşık meclislerinde, kahvelerde bu ustaların sanatlarını icra ediş biçimlerini yeterince kavradıktan sonra, ustalaşan ozanlarda kendilerine çırak alır ve gelenek bu şekilde devam eder. İşte bu geleneği devam ettirenlerden birisi de bizim içimizde kendisini adeta gizlercesine Amsterdam'da yaşamaktadır. Esas adı Muammer Çalar olan aşığımızın mahlas ismi ''Âşık Çağlarîdir. Uzun zamandır Amsterdamda yaşamasına rağmen onunla tanışmak ancak geçen sene gerçekleşti. Elinde bir kaset omuzunda sazıyla Türkevi Derneği lokalinde buluştuk. Mütevazi, kendini pek anlatmayan, takdim etmeyen, övmeyen bir tip. Onun için olmalıdır ki aynı şehirde yaşamamıza ve kültür sanat işleriyle uğraşmamıza rağmen ancak yeni tanışabildik Âşık Çağlarî ile. Âşık Çağlarî Karaman'ın Morcalı köyünde dünyaya gelmiş. İlkokulu bu köyde bitirmiş ve 1980 yılında aile birleşimi çercevesinde babasının yanına, Hollanda'ya gelmiş. Nereden geliyor bu aşıklık geleneği sende? Sorusuna verdiği cevap aynen şöyle: İlkokula devam ediyordum. Babam Hollandadaydı. Annem okuma yazma bilmezdi. Ben ise okuyabildiğim ve yazabildiğim kadarıyla Annem ile Babamın arasında bir iletişim aracıydım. Babamdan gelen mektupları ben okurdum evde. Annemin mektuplarını da genellikle ben yazardım babama. Katiplik yapardım. Annem bu mektupların arasına gurbetteki babama destanvari metinler yazdırırdı. Bütün bunları kafasından bilirdi annem. Bu maniler benim üzerimde müthiş etkiler yaptı... Bende şiirler yazmaya başladım Merak sardı. O gündür bu gündür bir şeyler yazmaya ve söylemeye devam ediyorum. Peki Muammer Çaların annesi bütün bu manileri, destanları nasıl ve nereden öğrenmişti? Oğul Çağlarî bu sorumuza da şöyle cevap veriyor: Annem Karamanlı Âşık Mevlevî -Nuri Uzun'un kız kardeşidir. Dayım Nuri Uzun tanınmış bir Mevlevî ve şair ozandır. Dolayısıyle aşıklık ve şairlik aileden gelen bir özellik olsa gerek''. Yukarıda da belirtildiği gibi, aşıklara ya bir üstad ya bir meclis tabiri caiz ise bir isim, bir ünvan, mahlas verirler. Âşık Çağlarî mahlası nasıl oldu? sorumuza Çağlarî şu yanıtı veriyor: Karamanda Âşıklar Kahvesi (Derneği) vardır. Burada her yıl aşıklar şöleni düzenlenir. Ustalar, çıraklarını dener, aşıklar meclisinde aşık atılır, Gençlerin ürünleri, hünerleri bir juri tarafından değerlendirilir ve ödüller verilir. İşte böyle; Karaman'da yapılan bir yarışmada, 1987 yılında ben de bir şiirimle derece aldım ve juri bana o gün Âşık Çağlarî mahlasını verdi. O gün bugün aşıklar dünyasında böyle anılır oldum. Çağlarînin ödül kazanan HAMDOLSUN adlı şiiri şöyle: Gönül atım girdi dostun bağına, Çoban oldum ormanına dağına. Bir damladan aktık dost ırmağına, Sel olup çağlayıp aktık hamdolsun...
Aşk menendin içip nâra garıldık, Ne o dosta küsüp yâra darıldık, Toprak idik takla takkı yarıldık İkilik kininden geçtik hamdolsun... Arıyız,uçarız kırmızı gül'e, Güller nazik ola dertli bülbül'e, Çağlarîm der ahvalimiz kâmil'e, Sual edip açtık açtık hamdolsun. Âşık Çağlarî, artık kendisine bir görev verildiğine inanır ve çalışmalara başlayıp eserlerini çeşitli gazete, dergi, magazin ve antolojilerde yayınlar. Çalışmalarında artık işlediği temalar konular; demokrasi, insan hakları, barış, hoşgörü, eşitlik, ezilmişliğe isyan vb.üzerine yoğunlaşır. Çağlarî, Karamanlı olduğunu hiç bir zaman unutmaz. Karaman onun için Yunus'un da yaşadığı bir belde olmasından ötürü bir o kadar daha önemlidir ve bu sevgiyi şiirlerine şöyle yansıtır. Karaman'da yaşadığın topraklardan, Kalktımda geliyorum Yunus Emre'm.. Morcalı deresinde deli çaylardan, Aktımda geliyorum Yunus Emre'm... Hoşgörü adeta Çağlarî ile eş anlama gelmiştir. Onlarca, belki yüzlerce şiirinde hoşgürü ve toleransı anlatır, dile getirir Çağlarî. Mevlana felsefesinde olduğu gibi: Hepimiz biriz öyleyse bu didişme bu boğuşma niye? diye sorar. Adem'den Havva'dan geldik biz cihana, Bakma farklı lisan dil konuştuğuna.. Dünya insanlarının tüm mutluluğuna, Eşitliği yazın yazın ta ilk başlara. Çağlarî'nin eserleri özellikle ''Lütfi Peşket, Mürsel Sinan, Sebahattin Öztütüncü ve diğerleri tarafından türkü, şarkı ve ilahi olarak bestelenip okunmaktadır. 1998de TRT radyo Kim ne demiş?, 1999 TRTde Allı turnam, 2000de Kanal 7de Gönüldağı proğramı, 2001 TRTde Alo Türkiyenin Sesinde toplam 22 eseri yer almış. 1997de Hoşgörü adlı müzik kaseti, 2000 Şiir Antolojisi ve Gurbetten Sılaya şiir kitabını yayına hazırlamış olan Âşık Çağlarî, Mesam ve Anasam üyesidir. Amsterdam'da hayatını sürdüren Âşık Çağlarî son günlerde yeni türkülerinden oluşacak ikinci kasetini hazırlamaktadır. Günümüzdeki ilgisizliğe rağmen,Anadolu kültürünü ve aşık geleneğini yaşatma mücadelesi veren Âşık Çağlarîlere selam olsun. Veyis Güngör 12 07 2003 Dünya gazetesi
SILA GÖNÜLDE GİZLİ BEN OZANIM
Değilim ki falan filan. ben ozanım halk ozanı.. Elde saz dilimde destan, ben ozanım halk ozanı...
Ledunni yazarım herdem, barış, sevgi, hoşgörüden Arınmış nefreti kinden, ben ozanım halk ozanı.
Cefakârım sevdalıyım, hangi birini sayayım Ne bir taş, ne kayayım, ben ozanım halk ozanı. Halkımın rehberi benim, türküler dolu defterim Sırma telde name benim, ben ozanım halk ozanı Kalemimdir volkanım, mürekkebimdir kanım Ben benden öte bir canım, ben ozanım halk ozanı. Sazımdır gönlümün sesi, vurur yaralar ezgisi İçimde vatan sevgisi, ben ozanım halk ozanı...
(Ledunni: Şiirler-Dörtlükler)
Hani gönlüm aşık idin bir zaman, Davasız dalgasız durgunsun şimdi. Ey şair ruhlu yar ey kemter ozan Aruzsuz, vezinsiz solursun şimdi.
Nicedir mecalin neyin var bugün? Rüya mı gerçekmi nedir gördüğün? Görenler zanneder derdin kırk düğüm, Düğümsüz ilmeksiz bağlarsın şimdi... Gür sesli saz idin sırma tellice; Bir türkü söylerdin sen ahenklice. Buğulu gözlerin ıslak nemlice, Leylasız Mecnunsuz ağlarsın şimdi. Yunus idin Tabtuk kapılarında. Yusuf idin aşkın kuyularında. Poyraz eser idin bozkırlarda Ahdsız amansızca suskunsun şimdi.. Karacoğlan idin Veysele koşan, Köroğlu olurdun çamlıbel aşan, Bu sen misin miskin miskin dolaşan, Hırkasız himmetsiz yaşarsın şimdi. Gülistanda güldün yaprak açardın, Arı gibi çiçek, çiçek uçardın, Eyüp gibi dertli düşkün naçarsın, Devasız, dermansız yatarsın şimdi.
Aşık isen hakka susamazsın sen, Aşk elinden uzak kaçamazsın sen, Kırıp dertli sazın atamazsın sen, Usülsüz üslupsuz çalarsın şimdi. Çağlarî'm der çağlamadan akılmaz Akmayan pınardan suyu alınmaz, Kader deyip yan gelip de yatılmaz Boransız bulutsuz çağlarsın şimdi.
(Kemter: Günahkar, aciz)
![]()
KARAMAN Gezmeye gel gezmeye. Ayvalı turunç narından, Ezmeye gel ezmeye. Sadıkların tekkesini, İlim irfan merkezini Mehmet Beyin kalesini, Yazmaya gel yazmaya. Aşıkların harmanında, Nine hatun Gevher Ana Erenlerin devranında, Yüzmeye gel yüzmeye. Larende bir diğer adı, Yüz yılların yadigârı Kaç kavim savdı uğurladı, Sezmeye gel sezmeye. Salur Beyin obasına, Sultan Valet duasına Aşranlılar yuvasına, Gezmeye gel gezmeye. Yunus Emre divanına, Mehmet Beyin fermanına Piri Reis limanına, Yüzmeye gel yüzmeye. Öz Türkçenin kaynağına, Mor koyunun kaymağına, Sadıkların oymağına, Gezmeye gel gezmeye. Karaman'a ulaşmak rahat, İlim, edebiyat, sanat Tarihte belge maslahat, Dizmeye gel dizmeye.
Bir Savaş Çocuğunun Annesine Zerzenişi (yakınması) Dünyaya gelmeyi ben mi istedim anne! Neden beni büyütüp besledin sen anne? Dünya güzel yaşamakda güzel dedin de, Bana savaşlardan söz etmedin hiç Anne... Oku dedin; okudum kitaplar dolusu, Sayfalar kan, göz yaşı, barut kokusu.. Gahi falanın, gahi filanın ordusu, Bana savaşlardan söz etmedin hiç Anne... Bir dem Roma devri, bir dem Osmanlı varmış! Birinci dünyayı ikinciye sayarmış. Stalin bombalar, Hitler fırına atarmış, Bana savaşlardan söz etmedin hiç Anne... Tarihler boyu kavimleri hep helâk olmuş, İsrail'de savaş bir asır sürüyormuş, Saddam denen likit gazı atıp savururmuş, Bana savaşlardan söz etmedin hiç Anne... Pentagon varmış adaletin avcısı, Hiroşimada, Vietnam'da tüter bacası, Çernobil varmış nükleer gücün hocası, Bana savaşlardan söz etmedin hiç Anne... Ruanda, Somali, Afrika, Afganlılar, Dün Ortadoğu, Kafkasya, bugün Balkanlar.. Bebeleri de vururlar mı anne savaşanlar? Bana savaşlardan söz etmedin hiç Anne...
1993 MORCALI
KÖYÜ Dede dağı ile vermenin arası, Morcalı Köyünün yegâne merası. Medeniyet diyarı gönlümün aynası, Ah ne güzeldir benim o şirin köyüm. İki mescidi vardır bir de camisi İlkokulu, hanı, odası meclisi Dillere destan gözün suyu çeşmesi Ah ne güzeldir benim o şirin köyüm.. Fukara gönlümün sıla sevdası Bir yanda boyalığı var ve mandırası Görmeye değer ilginçtir manzarası Ah ne güzeldir benim o şirin köyüm.. Yaslanmış yatar iki yamaçta köyüm Özlemi var gönlümde dost düğüm, düğüm Kınalı kekliğim ah güzel hüyüğüm Ah ne güzeldir benim o şirin köyüm.
(1998) AHDİ AMAN Kapında kul olmak dilerim Yunus misali. Pişmek için narına aşkın, dost dergâhında Mihman eylermisiniz çilegâhınızda kul garibi. (2002) YUNUS EMRE'M
Karaman'da yaşadığın topraklardan, Kalktım da geliyorum Yunus Emre'm.. Morcalı deresinde deli çaylardan, Aktımda geliyorum Yunus Emre'm...
Yesevi'nin köprüsünden yollarına, Çıktım da geliyorum Yunus Emre'm.. Tabtuk Emre, Balım Sultan güllerinden, Seçtim de geliyorum Yunus Emre'm.. Ahi Evran, Hacı Bektaş Velilerden, Geçtimde geliyorum Yunus Emrem.. Arifler ceminde kevseri Ali'den, İçtimde geliyorum Yunus Emre'm.. Mevlana'nın gel yine gel çağrısına, Coştumda geliyorum Yunus Emre'm.. Dervişlerin himmet kağnısına kendim, Goştumda geliyorum dost Yunus Emre'm.. Sevginin deryasına gönlümü yelken, Açtım da geliyorum Yunus Emre'm.. Hoşgörüye davet Çağlarî'm der serden, Geçtim de geliyorum Yunus Emre'm.
1988 Yarim yaranım yok uzak diyarda Onulmaz yaram var sinem ağında Yol vermiyor dağlar engel arada Garip kaldım yaban ellerde Anne...
Beden burda yaşar gönlüm sılada Her gece köyüm var rüyalarımda Garip kuşlar gibi ah ile zârda Garip kaldım yaban ellerde Anne... Hasretlik ölümden betermiş meğer Yavrularım sunam gözümde tüter Neyleyim tecelli böyleymiş kader Garip kaldım yaban ellerde Anne..
Çağlamak istesem de çağlayamam ben Ağlamak istesem de ağlayamam ben Bir deli gönlümü eyleyemem ben Garip kaldım yaban ellerde Anne... Sevdiklerim nerede ben nerede Mesken kurup kaldık yaban ellerde Çağlarî der koymayın bizi bu yerde Garip kaldım yaban ellerde Anne...
1987 GURBET
Göçmen kuşlar gibi göç gater,gater Gurbet, gurbet gider yolumuz bizim... Her mevsimde başka renk başka amber Gurbet gurbet tüter gülümüz bizim.... Sılayı gönülde gizem yapmışız Gurbet gurbet sızar yaşımız bizim... Hasret hırkasını melanet takmışız Gurbet gurbet kaynar aşımız bizim... Gözlerim ufukta şafağı bekler Gurbet gurbet uzar gecemiz bizim... Nazlı yar sılada yolumu gözler Gurbet gurbet yazar hecemiz bizim... Dört yaşında geldi yaş kırka vardı Gurbet, gurbet ağrır başımız bizim... Baba oldu, dede oldu kırardı Gurbet gurbet gezer salımız bizim... Dost Çağlarî'm çağlar hasret nehrinde Gurbet gurbet yanar içimiz bizim... Anamı, sılamı görürüm düşte Gurbet gurbet rüya düşümüz bizim.
1991 ÇOBAN Ben bir garip çoban iken Anadoluda Köyümde sürümü sürer güder gezerdim. Mutlu bahtiyardım var hep çoban kalaydım Yayıktan ayranım süzer yayar gezerdim. Özgürdüm özgür havadaki kuşlar kadar Gökyüzünde kanat açar çırpar gezerdim. Meskenimdi benim bütün dağlar ovalar Sırtımı yamaçlarına yaslar gezerdim. Mor koyunum ve kara kuzularım vardı Yününü kırkar, sütünü sağar gezerdim. Soğuk sulu yaylalarım kavalım vardı Aklıma estikçe şöyle çalar gezerdim. Fakirdim yoksuldum belki ama mutluydum Yokluğu sineme sarar bağlar gezerdim. Sıcacıktı mutluluk doluydu hep yuvam Deli çaylar gibi coşkun çağlar gezerdim. Umut olunca şu Avrupa Alamanya Aramızdan gidenleri sayar gezerdim. Ayrılık oku gelipte vurunca cana Sinemde yaralarımı bağlar gezerdim. Şimdilerde ben de Alamancıyım gayri Mercedesim BMW'm olacaktı hani? Huzursuzum hep ürkek tavşanlar misali Gizlice köşelerde hep ağlar gezerim. Dağların o kekik kokusuna hasretim Çakır dikenlerin özler arar gezerim. Alışamadım kahrına zalım gurbetin Ferhat gibi ciğerlerim dağlar gezerim. Çoban Çağlar olaydım aşım olmasaydı Kötü talihime yanar ağlar gezerim. Yaşlandım gurbet ellerde saçım ağardı Ağaran saçlarımı ahhh yolar gezerim. (2002)
ANA Derdimin ortağı, ey başımın tacı anam Sensiz şu gaddar dünyaya ben nasıl katlanam. Hakkın helâl eyle affet beni affet anam Bilmem nasıl öderim senin hakkını Anam... Muhtacım merhametine şefkatli sevgine Dua eder hayır dilerdin her bir işime Bin yıl uyurum bir an giriversen düşüme Bilmem nasıl öderim senin hakkını Anam... Uzunca uzanıp ta baş koyunca dizine Senin o eşsiz sevgin sarar şefkat bezine Hızır olur da yetişirdin müşkül derdime Bilmem nasıl öderim senin hakkını Anam... Gözümde tütüyor o şark odalı evlerin Isdar kurup da kilim dokuduğun günlerin Ver öpeyim doya doya mübarek ellerin Bilmem ki nasıl öderim senin hakkını Anam... Sırtımda kâbelere götürsem de az gelir Şol Cennet ayaklarıyın altında uz gelir Yavrum deyişin yeter dünyalar vız gelir Bilmem ki nasıl öderim senin hakkını Anam. (1999) MEVLANA
Mevlana üstadım şu yeşil Konya'da, Döner hu rahman hu deyu semalarda. Âşıkları yanar yakınır dünyada Çağrı yapar birliğe gel hu gel deyu..
Mevlana üstadımın yeşil türbesi, Semaya kalkmış hu der mimli kubbesi. Gel eyler cümle canı yermez herkesi, Ritim tutmuş döner hu rahman hu deyu.. Nur sızıyor nur dünyaya Mevlanadan, Âşıkların harman olduğu mekândan. Yedi yüz yıldır hicazet devranından, Ritim tutmuş döner hu rahman hu deyu.. Derki aramayın bizi kabirlerde, Yerimiz kabirde değil gönüllerde. Günün hem doğduğu hem battığı yerde, Ritim tutmuş döner hu rahman hu deyu. 1988 BAŞKA
BAŞKADIR Bazı yollar vardır dost yol görülmez, Bazı kırlar vardır ki kır sürülmez, Her ot lahana olup da dürülmez, Yonca başka gonca başka başkadır. Dağlar vardır yanar durur özünden, Erler vardır anu bulur sözünden, Bir yar vardır ki hiç düşmez gözümden, Ağyar başka o yar başka başkadır. Bülbüller o gülün nesine hayran ? Dikenine konar da sanır ki seyran, Sevda serde tüter alalen rüyan, Rüya başka hülya başka başkadır.. Çeşmimde çağlar Çağlarî'm şelale, Aşıksın belli gül yüzlü bir cemale, Varma gel gıybete girme vebale, Gayya başka gaye başka başkadır.
(1998) ADALET
İSTİYORUM
On değil, beş değil, iki bine iki kala, Cumhuriyetin yetmiş beşinci yılında, Kilit vurduk ikibin ikiyüz yirmi iki okula, Ben okulumu istiyorum; beyim okulumu... Ben demokrasi istiyorum; demokrasi! Sen diyorsun yamukrasi, pamukrasi, Eğitimdir gelecek çağın doğru adresi. Ben okulumu istiyorum; beyim okulumu... Ben hürriyet istiyorum, inanç özgürlüğü, Sen gösteriyorsun bana bürokrasi amirliği, Tanımam bürokrasi, bilmem rektörlüğü. Ben okulumu istiyorum; beyim okulumu... Ben mebus olmak istiyorum; mebus! Sen gösteriyorsun bana, asker, mapus. İnsana yaraşan ilim bilim iktisat tahsis. Ben okulumu istiyorum; beyim okulumu...
Ben okumak isteyen okuluna aşık, tutsak. Ben konuşmak istiyorum; özgürce konuşmak. Sen diyorsun; sus demokraside bunlar yasak. Ben okulumu istiyorum; beyim okulumu... Ben doçent olmak istiyorum; doçent doktor! Sen diyorsun; eğitim reformu bu yeni faktör. Ey! çağdaş figüran ey! kel başlı baş aktör! Ben okulumu istiyorum; beyim okulumu.. Ben okulumu istiyorum; beyim okulumu. Sense istiyorsun sana lânetler okumamı Bu nasıl sistemdir alır elimden eğitim hakkımı Ben okulumu istiyorum; beyim okulumu. 2000 SENDEDiR
SENDE Daha ne ararsınki sen başka yerde ? Yoksa gönülde ihlas denen bir zerre, Ne gül açar ne bülbül öter seherde... Bülbül cevreyler ise gülün nazına , Dünya boştur gayri boş onun gözüne. Kişi özünü yansıtırsa sözüne, İkrarı elektir eğrisine düzüne... Seherde sahralarda yaf yaf dövünen, Âşık odurki aşk babına bürünen. Arif olmaz her takke ile görünen, Kamil odur ki kudretten sürmelenen... Dikenli yollarda aşkın sahrasında, Hay dönmedinse sen gönül semasında, Girmeyince cenge nefis emare safında, Er olamazsın dervişlerin sofrasında... Evliyalar sultanı o gönül üstadı, Bunca müritlerin arzusu muradı, Yemende Veys adında bir garip vardı, Meşayih tacın hırkasın ona yolladı. 1990 YAZ BAHAR AYLARI Erise Buzları Dağların / Açsa Çiçekleri Baharın Bal Olur İşlevi Arının / Yaz Bahar Ayları Ne Güzel. Kuzular Meleşir Kırlarda / Şırıldaşır Sular Çaylarda Filizler Domarır Dallarda / Yaz Bahar Ayları Ne Güzel. Leylekler Dönüşür Yuvaya / Güzeller Akışır Yaylaya Köylüler Koşuşur Tarlaya / Yaz Bahar Ayları Ne Güzel.
Can Düşer Toprağa Bereket / Canlıda Gözlenir Hareket Seyreyle Dağları Rengarenk / Yaz Bahar Ayları Ne Güzel. Gül Kokar Gül Dağlar, Ovalar / Çör Çöp Çeker Telaşla Kuşlar Meyveye Oturur Ağaçlar / Yaz Bahar Ayları Ne Güzel. İğdeler Açılır Saçılır / Koyunlar Kuzudan Seçilir Yayıkta Ayranlar İçilir / Yaz Bahar Ayları Ne Güzel.
(1999) EŞİTLİĞİ
YAZIN TA BAŞLARA Dünya düzeninde fermanlar yazanlar; Eşitliği yazın yazın ta ilk başlara.. Cuntalarla yazıp yazıp da bozanlar; Eşitliği yazın yazın ta ilk başlara. Senlik benlik denen şu kavgalar bitsin ! Barış rüzgarı olsun hoşgörü essin. Haksızlıklar son bulsun adalet gelsin ! Eşitliği yazın yazın ta ilk başlara. Adem'den, Havva'dan geldik biz cihana, Bakma farklı lisan dil konuştuğuna.. Dünya insanlarının tüm mutluluğuna, Eşitliği yazın yazın ta ilk başlara. (1989) GÜN
BU GÜNDÜR
Habilden Buşha-Blaire her dönemde Kan kusan, kin kusanlar dört mevsimde Biline barış gerek gayri bu gündeme Gelin bir olalım bir gün bu gündür. Alevi sünnisi her bir mezhebi Bir olalım bir, bırakın hasedi Kardeş kavgası kime ne yarar verdi ? Gelin bir olalım bir gün bu gündür. Pir Sultanlar der canlar sevdamız bir Fark etmez deli derviş hepsi de bir Pak eyle gel özünü kalmasın kir Gelin bir olalım bir gün bu gündür.. İncil, Zebur, Tevrat, Kur-an okurlar Zikreyler zihinde huzur bulurlar Topraktan gelirler toprak olurlar Gelin bir olalım bir gün bu gündür. Can Yunus sever idi arıyı çiçeği İncitmezdi karıncayı böceği Hoşgörüyle barış sevgi örneği Gelin bir olalım bir gün bu gündür. Mevlana der ki gel her kim olursan ol Çağlarî hür insan bir tek Allaha kul Gönülden gönüle uzanır çok yol Gelin bir olalım bir gün bu gündür.. 1997 EY
GÖNÜL Yetmiş yıl sefasını sürdün dünyanın, Yedi mil öteye varmadın ey gönül. Yıla benzer bir an olan şu rüyanın Aslını ehline yormadın ey gönül. Mal dedin, mülk dedin, han dedin, köşk dedin Parsel parsel tapuladın sahiplendin. Evrende baki kalırım mı belledin, Tamaha düştün sen doymadın ey gönül.
(2000) BURASI
BENİM
ÜLKEM Amerikan Rus derken uzay çağı astronom! Benim ülkemde hala fener-cim bom bom. Mekik dokurken uydular füze atom, Benim ülkemde hala temel iki kürek kum. Dünya gideriken uzay mars yoluna, Bizde hâlâ Ali Osman sahil boyuna, Çoban ararken bilim kopya koyuna, Benim ülkemde hala kilit asarlar okula. Enerji atomoloji jeo terminal, Benim ülkemde hâlâ damacan minaral. Yer altı kaynakları hazine ana kapital, Benim ülkemde hâlâ karara iptal. İnsan insanı vuruyor acep garazı ne? Savaşın barışa olan marazı ne İnsan haklarının sınırı ne? barajı ne? Bizde hâlâ panzer konar ev üstüne. Çağlarî'm baharda çağlayanım kurudu, Bilmem ki nerelerde yattı da uyudu. Eğitimdir! Gelecek çağın yeşil umudu; Bizde hâlâ yağmur duası bekler bulutu. 1996 GEÇTİ BU
GÖNLÜM
Bir güzele meyil verdim vereli Vallahi serden geçti şu gönlüm. Aşk bağına girip gülün dereli Dem bedem sakiler içti şu gönlüm.
Âşık mıyım sevdalı mı ben neyim? Gözyaşım saki kadehlerde meyim Aşkına kul olmuş bir mihmaneyim Gel gör ahüzara düştü şu gönlüm. Çağlarî der ki dost bu nasıl sevda? Tüketti ömrüm sürmeden dem sefa Yaradan olur ancak derdime deva İkrarsız sevdadan geçti şu gönlüm.
1985 CANI
NEYLERİM Göz koymuşum al yanağa döşüne Sevmişim sevdalım canı neylerim. Deli gönül avcı düşmüş peşine Sevmişim sevdalım canı neylerim. Al yanaklım bal dudaklım şekerim Sevdana düşeli derdi beterim Yana yana hasretini çekerim Sevmişim sevdalım canı neylerim. Gözde sürme al yanakta gamzeler Deli eder deli derdim tazeler Çağlarînin katli vacip deseler Sevmişim sevdalım canı neylerim.
1987 O DERVİŞ YUNUS Tabtuk dergâhından feyizler alan Yanan Yunus idi o derviş Yunus. Gönlünü derin ummanlara salan Dalan Yunus idi o derviş Yunus. Gezer idi iki arşı âlâyı Sevgi ile yoğururdu mayayı Barış hoşgörü bir edip davayı Bulan Yunus idi o derviş Yunus. Yetmiş üçe hep bir nazar eyleyen Her dem hakkı hakikati söyleyen Aşk elinde kendin heder eyleyen Kanan Yunus idi o derviş Yunus.
O bilmezdi kin ile kem hiddeti Diler idi özde haktan mededi Şu fani dünyaya meyil vermedi Canan Yunus idi o derviş Yunus.
1988
GAFLETTEN UYAN İnsandır Bosna'da sersefil olan İnsan hakları barış gücü yalan Gel insanlık gayri gafletten uyan... Çeçenistana seyirci kalanlar Yazar senaryolar çizer planlar. Barış gücü nato falan filanlar Ne insanlık gayri gafletten uyan... Tiyatroda Fransız Amerika İngilizler alkış tutar kahkaha Saddama ikaz verenler sabaha He insanlık gayri gafletten uyan... Umut operasyonu der Somaliye Toplandılar bak ortak bir kümeye Fareyi arslan kılarlar kediye Be insanlık gayri gafletten uyan... Bosnada, Karadağda katliamlar Nerde barış gücü can kurtaranlar ? İsraile susar Filistine yumruklar De insanlık gayri gafletten uyan... Deyyusluklara adalet diyenler Adaleti kimlere niçin verirler? Katledilirken çor çocuk gelinler Sen insanlık gayri gafletten uyan. (1993) GÖZ YURDUM Öz yurdum hilal gözlü dilberim! Solmasın ümidin pak hayallerim Gülümde şakıyan seher bülbüllerim Öter gurbet hasret var deyu deyu.
Güzel yurdum güzellerin güzeli! İstikbaldir göklerdeki hilali Serrimdeki sevda serde tecelli Yeter gurbet hasret zor deyu deyu. Öz yurdum seni yazdım cihanda Okusun nesiller dergâh divanda Tenim toprak toprak eser tufanda Gider hasret gurbet bor deyu deyu . Göz yurdum benim canım anamdır! Şehit düşen dedem oğlu babamdır! Mahşere dek namusum davamdır! Yazar gurbet hasret ar deyu deyu . 2001 ÇAL ETTİN
BENİ Nere gidem gönül senin elinden ? Her olur olmaza kul ettin beni... Ayırdın bülbülüm gonca gülümden, Akçeye yar olmaz pul ettin beni... Bir ahu ceylana kıldın nazarım Tünedin virana kurdun pazarım Dokunma sineme gayri bizarım Yanardağ özüydüm kül ettin beni...
Çağlarî dertlenir budala gönlüm Harcadın gençliğim tükettin ömrüm Soldurdun eyvanda tez gonca gülüm Bahçeye yaraşmaz çal ettin beni. (1992) GAZEL OKUR GEZER GÖNLÜM Dünyayı düşünde görmüş Gazel okur gezer gönlüm... Dört mevsim ona baharmış Gazel okur gezer gönlüm... Başında bir deli sevda Gazel okur gezer gönlüm... Meramı yokmuş dünyada Gazel okur gezer gönlüm... Güfte güfte makam makam Gazel okur gezer gönlüm... Cihanı bellemiş mekan Gazel okur gezer gönlüm... Türkü türkü destan destan Gazel okur gezer gönlüm... Usulsüz üslupsuz sustan Gazel okur gezer gönlüm... Cümbüş cümbüş, tempo tutar Gazel okur gezer gönlüm... Üçe alır beşe satar Gazel okur gezer gönlüm... Kafeste bülbül misali Gazel okur gezer gönlüm... Bağlamamda tel misali Gazel okur gezer gönlüm. (1996) HOŞGÖRÜ
Gönlümde öyle bir dergâh kurdum ki azizim Can bildik insanı serde can canan eyledik Ey gardaşlar, yoldaşlar, mihmanlar, ey yarenler Yermedik alemi her kim olursan ol gel dedik... Elde fener eylemeli önder bir rehberi Işık tuta yol göstere yol hakkın feneri Ey ehli beyti ala şehadet edenleri Yermedik alemi her kim olursan ol gel dedik... Gönül evindeki manastır olan tekkeyi Tavaf edenler irşad ile giyer takkeyi Dilersen var git mesken tut haremi kâbeyi Yermedik alemi her kim olursan ol gel dedik... 1992
TELLAL
GETİRİR Kişi kâmil bilmez ise dost kendini ! Yıkar gidermiş insanlığın bendini. Pay etme derler ya cahil ile derdini ! Yayar gider alemi tellal getirir. Kişi meyil ederse fani dünyaya, Her gün dalarmış başka başka hülyaya.. Ne deli rüzgara benzer, ne fırtınaya, Tozar gider yelime zeval getirir.
Kişi düşünmez ise bugün yarını, Büyük oynarmış o hayat kumarını. Her fırsatta beller geçermiş ananı, Satar gider ceddime vebal getirir. Kişi ikrarsız ise eş dost kardaşa, Maşa yapar yakının sokar ataşa.. Kendini aynada dev gören budala, Çatar gider neslime celal getirir.
Kişi bilmez ise aşk ile erdemi, Bulandırırmış duru çayı sırdemi. Yermeyince o ayıp ile mahremi Şaşar gider sanma ki ikbal getirir. (1999) HÜRİYETLER
Hür yaratmışken insanı yaradan Çekilsin engeller kalksın aradan. Evrensel hukuk, toplumsal yasadan Hürriyet ehliyetin almalı her bir insan. Yaşamak her canlının evrensel hakkı Ömür takviminde süreleri farklı farklı Doğ yaşa öl sihirli bir üçgene bağlı Her canlının yaşamak en tabi hakkıdır hakkı. Eğitim kutsaldır yaşam hakkı kadar İlim bilim tahsil edin buyurur kitaplar Alınmaz verilir çocuklara sonuna kadar Eğitimle istikbal bulur nesiller kuşaklar.. Eşittir insanlar bir anadan bir babadan Farklı ses yükselse de her bir kafadan Birini diğerine takas edip üstün kılmadan Eşitlik dengesi kurulmalı mevcut yasalarda. İnanç özgürlüğü insana yaraşır Herkes inandığıyla hakka ulaşır Yaradan Mevla yarattığını elbet ki tanır İnanç Allahla kul arasında kim ne karışır. Fikirler başka başkadır rengârenk Her renkte gizlenir binbir ahenk Fikre düşünceye açılmazmış savaş cenk Özgürce fikrini beyan edebilmeli her fert. İnsanda fikre zincir hem suç hem gaflet Düşünce penceresi ufka açılacak elbet Düş düşünce insana mahsus akıl sır himmet Her düşünceye açık olup saygı duyulmalı elbet. 2000 KOSOVA
Ekranı açmaya elim varmıyor elim, Reklamlarda kan dehşet haberlerde ölüm. Nedir bu savaşlar mazlum insana zulüm, Kosova değil yanan benim yüreğimdir. Hani nerede hükümdarlar hükümranlar? Nicoldu Hitler hani çarlık figüranlar? Kanayan yara olmuş kanıyor balkanlar, Bosna değil kanayan benim yüreğimdir. Utansın insanlık tarihinden utansın, Yirminci yüzyılda çağlardan ders alsın, Cinayeti zafer sayan zihniyet batsın, Kosova değil yanan benim yüreğimdir. Attığın her mermi sırp müslümanı değil, Gelir beni vurur ta yüreğim özünden, Yaptığın her harp ırkı meshepleri değil Gelir beni bulur gez göz ve mim izinden. Kosova değil yanan insanlığın yüreğidir.
(1999) A BENİM
KARDAŞLARIM Dostum yok ya dostum düşman arama, Sağ olası kardaşlarım var ya benim. Merhem diye tuz ekerler yarama, Sağ olası kardaşlarım var ya benim.
Menfaat çıkar olunca şu konu, Kimi kepi attı kimi şifonu. Ali Cengiz olur oynar oyunu, Sağ olası kardaşlarım var ya benim. Dursun desende duramaz yerinde, Kırk tilki var her birinin cebinde. Hesap günü gelir çatar birinde, Sağ olası kardaşlarım var ya benim.
Huri melek sandığın masum yüzler, Kimi kuyu kazar kimisi düzler. Ay ışığı kadar kâr etmez sözler, Sağ olası kardaşlarım var ya benim. Böbürlenme Çağlarim beş kardeşinle, Ne desen boş ne desen boş nafile. Sağlığında tükürürler leşine Sağ olası kardaşlarım var ya benim. (2001) GURBET
OCAĞI Güneş batıp da ufkunda yıldızlar doğanda Karanlık çöker içime gurbet ocağında... Boran sis bürür hüzün çöker gönül dağıma Yalnızlık çöker içime gurbet ocağında... Ayrılık acısı ölümden betermiş beter Yalnızlık çöker içime gurbet ocağında... Can mı dayanır bu hasrete ömür mü yeter Yalnızlık çöker içime gurbet ocağında... Uzar gider geceler sanki asırlar kadar Gözümde canlanır hep mazideki anılar Ruhum daralıyor, yüreciğimse kan ağlar Yalnızlık çöker içime gurbet ocağında. (1995) AŞK YARASI
Yârmi sevilirmiş gizli gizlice Aşk yarası derin aman efendim. Kara sevda yaman incedir ince Aşk yarası derin aman efendim. Sevip alamayan gönül köşküne Yaşıyom demesin boşu boşuna Benzemez hançere yağlı kurşuna Aşk yarası derin aman efendim. Çağlarî der gizli gizli sevmeyin Varıp aşkı yâre beyan eyleyin Ser verinde gençler sırrı vermeyin Aşk yarası derin aman efendim. 2002 Sevgi Damlacığı
Nadide bir gül gibi öpe koklaya büyüttüğüm Sevda çiçeğim süt kokulum sarı çiğdemim. Hoş geldin köhne dünyama sen hoş geldin. Gelişinle bahar geldi talan olmuş viraneme.. Gözümün nuru varlığımın gerekçesi Yaşama sevincim vakitsiz açan gül bunca yıldır nerelerdeydin ? çatma öyle kalem kaşlarını ağlama dayanamam gülümse bak gülmek ne kadar da yakışıyor sana gamzelerinde güller açıyor yumuş yumuş ellerinle tut oyuncaklarını Kanlı zalımların cirit attığı bu çağda Bilmem gelmekle iyi mi kötü mü ettin? Hiroşima canileri hortladılar Bağdatta bebeleri katlederler kundakta Bilmem gelmekle iyi mi kötü mü ettin?
(2003)
BEN
IRAK'LI BİR ÇOCUĞUM Sizler dünyalı Bense Iraklı bir çocuğum Bağdatta dünyaya gelmek tek suçum geceleri dehşet kâbus düşlerim her şafak topa tutulur umutlarım... Ey insanlar ey dünya çocukları sizin evinize hiç bomba düşdü mü? Oyuncaklarını bırakıp kaçtınız mı? siren sesleriyle irkildiniz mi yerinizden? cehenemi andıran alevler arasında can veren çığlıkları duydunuz mu hiç? Okul aracınız füzelere hedef oldu mu? çok sevdiğin baban yaralandı mı? annen ağladı mı? Kan damladı mı sofranıza? ambargo kondu mu yarınlarınıza? Ey dünyalılar durdurun bu Hiroşima canilerini bebek katillerini Savaşlar olmasın bebeler ölmesin yürekler yanmasın anneler ağlamasın Çıkar petrol dolu dünyalar sizin olsun ama benim çocukluğumu çocuk dünyamı bana geri verin. Ben sevgi çieçeklerinin açtığı barış kuşlarının şarkılar söylediği o temiz saf berrak dünyamı istiyorum Verin benim dünyamı barış istiyorum çocukluğumu istiyorum her dünyalı çocuk gibi benim de yaşamak hakkım olmalı Ey dünyalılar durdurun bu Hiroşima canilerini bebek katillerini Savaşlar olmasın bebeler ölmesin yürekler yanmasın anneler ağlamasın ben savaşsız barış dolu dünyamda okul bahcemde özgürce oynamak istiyorum
(2003)
Öyle
Efkarlıyımki Dostum Çağlarî'ye Aşılmaz dağlardı yükledim yarınlarıma çekilmez kahırlardı bitmeyen ahlardı yollara özlemimi, yıllara ömrümü taşıdım donan yüreğimdi dünya içine kırık sevdalarımı sakladığım beyaz bir güvercindi oğlum al bir tomurcuk kızım tuttukça parçalandı soluğum yaklaştıkça ıradı yıldızım fırtınadan fırtınaya tutuldum rüzgârdan rüzgâra düşleri dökülen mevsimlerde savruldukça unutuldum dilsizim kimsesizim çağlayanlar akıyor içime gel gör ki, dünya o dünya değil yüreğim öylesine yorgun öylesine kırgın anlatamam bir türkü düşer dilime her akşam olunca yarası kanayan acılardan seslenir sesim üşürüm gurbet olurum kendime, hasret olurum donar bakışlarım, donar haykırışlarım donar gözyaşlarım öylesine efkarlıyımki Çağlarî dost, ölesiye ben ki kalabalıkları yıllarca özlemlerimde yaşadım yüreğimde taşıdım yalnızlıkları kuşların kanatlarına yükleyip acılarımı her sabah yol boyunca kanardım annem gibi saçlarımı okşayan rüzgar bile yaramın merhemi olmuyor yağmurlar yağdı serviler üstüne rüzgarlar esti doruklardan bir tutam kül oldu sevdam dağıldı okyanuslara bir sabah kollarımı gerip çarmıha yüreğimi alıp gittiler sabahı uzak kentlere tutup bir denize serptim gözyaşlarımı varsın balıklardan başkası bilmesin ey hayat sevda adına vur boynumu adım mezartaşım olsun adım gözyaşım olsun bir yaprağın ürpertisine sarıp acımı dikenli teller içinde kuşların suların konuştuğu yerde ölüm sessizliğinde kalayım
(2003) Nuri
CAN Can
Üstad (Can Üstad Nuri Can'a ) Sular gibi çağlayan bahar kokulu şiirler Nice gönüllere yol aldınız bu gece. Yıldızlar kadar saf ay ışığı şiirler Karanlık dünyama daldınız bu gece... Öz Türkçeme bahar gelmiş Ilık bir rüzgarın sıcak nefesinde Tomurcuk güller açmış Şiir ruhlu, türkü nakışlı, ceylan bakışlı Güzel Türkçem işlenmiş nakış nakış İnci mercan oldunuz bu gece... Yunus'ları gördüm ummanlara dalmış Leylayı mecnunu gördüm sahrada kalmış Ey bahar kokulu Türkçem Meğer Günümüzde de Karacaoğlanlar yaşarmış Ömrüme ikinci bahar oldunuz bu gece... Bir can tanıdım canandır candan içeri Can Canan Can Üstad Nuri CAN Kana kana içtim Türkçemi Eşsiz gönül pınarından Derunuma yoldaş oldunuz bu gece. (2002) Atışma H.İ.Tokmak Çağlarî H.İ.Tokmak Çağlarî H.İ.Tokmak Çağlarî H.İ.Tokmak Çağlarî
AMASYANIN KALESİ Çağlarî Âşık Çağlarî ( Muammer Çalar )
Merhaba sevgili kitap ve
sanatseverler.
Ben, 15 mart 1965te Karamanın Morcalı Köyünde dünyaya gelmişim.
Fakir ve müslüman bir ailenin üçüncü çocuğuyum. Altı kardeşiz. İlkokulu
Köyümde bitirip 1977 yılında sanat öğrenmek için İstanbula gittim.
Bir
yıl tornacı, iki yıl terzi çıraklığı yaptım.
1980 yılı yaz aylarının son demleriydi. Bir pazar günü
mahalle takımları arasında maç yaptık. Maç esnasında top yüzünden kavga çıktı. Bu olay
sonucunda mahallemizi terk etmek zorunda kaldım. Topkapıdan otobüse
atlayıp üç yıldır görmediğim köyüme, Anacığımın yanına gitmeye karar
verdim ve Karamanın yolunu tuttum.
köyüme geldiğimde, Hollandada bulunan babamında benden bir saat
önce eve gelmiş olduğunu öğrendim.Aradan henüz üç gün geçmiştiki, Babam bir
sabah bana; << haydi Ankara ya gidiyoruz >> dedi. Birlikte
köyden ayrılıp Ankaranın yolunu tuttuk. Babam, bana yolda bizleri
Hollandaya yanına götürmek için geldiğini uzun uzun
anlatıyordu.
Pasaport vize ve yolculuk işlemleri için, Konyadan başlayıp
Ankarada sonuçlanan ve günlerce süren bir serüven
yaşadık. Takvim yaprakları 10-10-1980 gününü gösterdiğinde evimizdeki
kalabalıkda oldukca yoğunlaşmıştı.Çünkü ayrılık vakti gelip çatmıştı.
Herkesin yüzünde hüzün, gözlerinde doluk doluk yaş vardı.
Meğer insanın doğup büyüdüğü yerlerden ve sevdiklerinden
ayrılması ne kadar zormuş. Bir bir eş, dost, akraba, konu- komşu ve
köylülerle helâlleşip; gözü yaşlı boynu bükük gönlümüzü orada bırakarak
köyden ayrıldık. Bir gün sonra Hollanda daki yeni evimize geldik. Geliş o
geliş, kalış o kalış. Hâlâ gönlümüz sılada,
bedenimiz burada yaşayıp gitmekteyiz. Hollanda yasalarında
on sekiz yaşına kadar okuma zorunluluğu olması nedeniyle, yeniden okula
gitme fırsatını elde ettim . Okuluma devam ederken
ders aralarında, gönlümü bırakıp geldiğim sılama ve oradaki sevdiklerime
mektuplar karalar şiirler sıralardım. Kendimce bir şeyler yazmaya, yapmaya
çalışıyordum. İşte bu karalama sevdası gün oldu devran döndü bende
bir şiir tutkusu haline
geldi.
İlk
beş yıl içinde, yazdıklarımı (mektuplarda gidenler hariç ) hiç
biriktirmedim. İlk gençlik yıllarında
yazdığım şiirlerde çok belirgin olan bir isyan
vardı
1985 lerde şiirlerimi toplmaya karar vermiştimki,Babam şiirlerimi
gördü. Okuyup,aykırı bulmuş
olcakki şiir defterlerimin tümünü yırtıp attı.
ilk okuldan bu yana bir de sazım vardı ama
henüz çalamıyordum,
Babam müsade etmiyor çünkü Bir gün babamla
karşılıklı oturup konuştuk. O zaman
anladımki, Babacığım<<
sanata karşı değilmiş fakat bilinçsizce yapılan yanlış
çalışmalara>> karşıymış. Sevgili babacığım
bana,<< şiir yazabilirsin,ancak şiir yazdım demek için şiir
yazılmaz. Şiir başlı başına bir
sanattır. Şiir, bir kültürün hem iç ve dış aynası hemde ilerici sanatın yüz
akıdır. Sana önce şiir
kitaplarını; halk şairlerimizin,halk ozanlarımızın,
aşıklarımızın yapıtlarını iyiden iyiye
okuyup, araştırıp incelemeni
tavsiye ederim. Edebiyat tarihcesini
ve yapıtlarını araştır ve incele bakacak- göreceksin ki,sen bu konuda
ne kadar eksiksin.
Bir ata
sözü; ( oğul bilinçli bir
hata,bilinçsiz doğrudan daha iyidir ) der. Onun için sana önerim
hayatta ne yaparsan yap ama bilinçle yap>>
diyerek. Araştırmanın ve
öğrenmenin önemine işaret eden Babacığıma kulak
verip, o günden sonra çok
sayıda edebiyatcılarımızın kitaplarını ve bütün
halk, ozanlarımızın
yapıtlarını okumaya yöneldim. Zaman içinde
A.Karakoç, Y.Bülent Bakiler,NuriCan, Hüseyin
Ece Aşık M.Şerif, Ozan
Çelebi, A.Uysal, İ.Oğuz gibi ünlü isimlerle tanışıp şiir
, müzik ve sanat
hakkında müzakare şansına eriştim. Aradan tam yirmi dört koca yıl
geçti, ama benim gönlümdeki vatan sevgisi, insan sevgisi, sanat sevgisi,
hiç mi hiç eksilmedi, aksine büyüdü,
dallandı, budakalandı. Hangi ünlü ile
tanıştımsa benim sevdamı körükledi yeniden
alevlendirdi. İçlerinden biri
varki;<< bana yaptığın iş sanattır, her sanatkârın sorumluluk
alanı vardır>>der.
Hazırlamış olduğum
ozanlar antoloji kitabı hakkında onun görüşlerine
başvurdum. Dosyayı inceledikten
sonra :<<Kültürel ve sanatsal zenginliklerimizi sergilemeyi
amaçlayan eserler. Horasan erlerinin
Anadoluda yaşatmış olduğu tarihsel kültür birikiminin
Avrupa kıtalarına
yayılmakta olduğunun en güzel kanıtı. Böyle güzel ve samimi
duygularla hazırlanmış, içinde bir çok halk- şairine de yer veren
bu kitabın basılmasının kaçınılmaz
olduğunu>>söyledi.
Bütün eleştirileri bir öğüt kabul edip kendime hedef olarak
Yunusların hoşgörü yolunu seçtim.
Özenle siyasetten ve idolojik kavramlardan uzak durmaya
çalıştım.
İnsana sadece ve sadece insan olduğu için değer verdim.
Bana verilen ( ÂşıkÇağlarî ) mahlasını bir ünvan değil de,
bir görev addettim.
Karacaoğlandan
günümüze Türk halk kültürümüzün âşıklık
geleneğini yaşayıp yaşatmış halk âşıklarımızı ve ozanlarımızı
özenle
inceledim.
Gördümki, ozanlık geleneğimizde, halk ozanlarımız bireysel
değil,
toplumsal değerlerin aynası
olmuşlardır.
Tarihler boyu kültür ve sanat sancağını birbirinden devralarak
gelmişlerdir.
Günümüzde,Türk halk ozanlığı geleneği, dar sınırlar içinde değil
evrensel-
boyutlara taşmış
durumdadır.
Hızla küreselleşen dünya, yedi yüz yıl sonra; Yunus Emreyi anlamış
ve
kucaklamıştır. Türk halk ozanlarımızın bu noktadan yola çıkarak
evrenselleşmenin önemini kavramış olduğunu
görmekteyiz..
Ozanlık, falanın filanın, şu ya da bu gurubun
değil,
bütün insanlık aleminin ortak değerlerini benimsemekte,
kabullenmektedir. Ozanlarımızda şiirlerinde,türkülerinde;
birlik,dirlik, sevgi saygı, barış, hoşgörü, özlem ve sevdaları konu alarak
nakış nakış işlemişlerdir.
Halk şairlerimiz,halk
âşık ve ozanlarımız;
Halkın efkarıyla kederlenen, neşesiyle neşelenen, şiirlerde,
türkülerde,
destanlaşıp giden kültür ve sanat abidelerimizdir.
Bu kitabımın oluşmasına özverili çalışmaları ile destek verip
katkıda bulunan saygı değer hocalarıma ve sevgili şair dostlarıma ayrı
ayrı
teşekür ederim . Elimde olmadan gözden
kaçan yanlışlardan ötürü hoşgörünüze
sığınırım.
Bir başka kitapcıkta buluşmak dileğiyle saygılarımı arz
eder,
şiir dolu günler dilerim.
|